Hoşgeldiniz... - Blogcu



Hoşgeldiniz...

FM ile ilgili ve diğer aradığınız en güncel dökümanlar bu sitede...

EĞİTİMCİ.........EĞİTİM ADINA ARADIĞINIZ HER ŞEY BURDA!!!......HOŞ GELDİNİZZZZ...FMANAGER!!!.....

Aşağıdakilerden hangisinin azalması bir telin titreşim sayısını azaltır?

A)Boy        B)Kesit       C)Gerginlik       D)Genlik

 

 I-Telin boyu                   II-Telin gerginliği               III-Telin cinsi

       IV-Telin kesiti              V-Telin rengini

Yukarıdakilerden hangilerinin değişmesi ile bir telin frekansı değişir?

A)I,IV       B)I,II,III ve IV     C)II,IV ve V                D)II,III ve V

Titreşen bir telin çıkardığı sesin frekansını azaltmak için  hangisi yapılır?

A)Telin boyu uzatılmalı                   B)Telin gerginliği arttırılmalı

C)Telin kalınlığı (kesiti) azaltılmalı  D)Telin şiddeti (genliği) arttırılmalı

 

Aşağıdakilerden hangisi ince sesi kalın sesten ayıran özelliktir?

A)Saniyedeki titreşim sayısı              B)Farklı kaynaklardan çıkması

C)Dalgalar halinde yayılması             D)Hafif veya kuvvetli olması

 

Frekansları aynı olan ses kaynaklarından birisinin titreşiminin diğerini etkileyerek titreştirmesine ne denir?

A)Rezonans     B)Sesin şiddeti   C)Yankı        D)Tını

 

Bir sesin hangi cins kaynaktan yayıldığını ayırt etmemizi sağlayan ses özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Frekans          B) Tını          C) Şiddet    D) Rezonans

Ses ile ilgili;

I. Boşlukta yayılır.

II. Sesin hızı ortam sıcaklığına bağlıdır.

III. Müzik aletlerinin ayırt edilmesi sesin tınısıyla ilgilidir.

yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız 1      B) Yalnız III   C) I ve II       D) II ve III

 

Titreşen bir telin frekansı telin hangi özelliklerine bağlıdır?

I. Boyuna      II. Cinsine   III. Gerginliğine

A) Yalnız III  B) I ve II   C) II ve III     D) I, II ve III

 

 

Titreşen bir telin hangi özelliğinin artması frekansını arttırır? A) Genlik     B) Gerginlik    C) Kesit    D) Boy

 

Bir telin, denge konumundan az veya çok ayrılarak titreştirilmesi sonucu sesin neyini değiştirmiş oluruz?

A) Şiddetini    B)Tınısını   C)Yüksekliğini     D)Frekansını

 

Bağlama ve kemanın verdiği ‘’mi’’ sesinin frekansları aynı olduğu halde duyulan ses farklıdır. Bu farklılığa neden olan sesin hangi özelliğidir?

A)Sesin yüksekliği            B)Sesin tınısı

C)Sesin Frekansı               D)Sesin şiddeti

 

Bir sesin ince veya kalın olması hangi  özelliğine bağlıdır?

A)Şiddetine                      B)Frekansına  

 C)Genliğine                     D)Kaynağın cinsine

 

Aşağıdaki bakır tellerden hangisinin sesi en kalındır?

A)Kısa-kalın-gergin         B)Uzun-ince-gergin

C)Uzun-kalın-gevşek       D)Kısa-ince-gevşek

 

Gerginlikleri ve cinsleri aynı, uzunluk ve kesitleri aşağıdaki      gibi olan tellerden hangisinin titreşim sayısı en fazladır?

   A)  50 cm, 0,1cm²                     B)  40 cm, 0,1 cm²

   C)  40 cm, 0,3 cm²                    D)  50cm, 0,2 cm²

 

 

Aşağıdaki notalardan hangisinin frekansı daha büyüktür?

A)Re          B)Fa          C)La       D)Si

 

Televizyonun sesini açmakla sesin hangi özelliğini değiştirmiş oluruz?

A)Şiddetini                B)Frekansını

C) Yüksekliğini           D)Tınını

DNA Standı Yapma
Elektrik ve Manyetik alanların bitkiler üzerindeki etkisi
Kağıttan Üretilen tuğlaların ısı ve ses yalıtımı
Hava Kirliliği Ölçüm ve İzleme Sistemleri
Cep Telefonlarının Canlılara Etkisi
Vücuttaki Su kemik yağ oranının yaşamımızdaki etkisi
Çevreye atılan çözünebilir organik çöplerden kimyasal pil yöntemi ile elektrik üretilmesi
Doğal gaz sobalarında açığa çıkan zararlı gazların Ca(OH)2 ile tutulması
Bitmiş pillerden AgNO3 ve Cu(NO3)2 eldesi
Baca Gazından Kükürt Oksitlerin Giderilmesi
Elektrikli ısıtan ayakkabı
Ev sahibine telefonla haber veren hırsız alarmı
Görme özürlüler için sesle uyaran baston
Telefonla kendini sulayan bitki
Uzaktan kumanda ile sulanan bitki
Bitkilerin gelişiminde vitaminlerin etkisi
Çeşitli bitkilerde kumaş boyacılığı
Deterjanla ve diğer kirleticilerle kirlenen topraktaki bitkilerin gelişme anormalliklerinin incelenmesi.
Ekmeğin bayatlama ve küflenme sürecini etkileme
Günlük içeceklerin mide asidi üzerindeki etkisi
B12 vitamini eksikliğinin sıklığının saptanması ve B12 eksikliğinin okul başarısına etkisi
Yerin çekim ivmesinin bitkilerin çimlenmesine etkisi
Konuşan hücre modeli
B-Enerji
Bitkileri suyunu ölçen devre
Görme özürlüler için sesle uyaran baston
Telefonla kendini sulayan bitki
Uzaktan kumanda ile sulanan bitki
Bitkilerin gelişiminde vitaminlerin etkisi
Çeşitli bitkilerde kumaş boyacılığı
Deterjanla ve diğer kirleticilerle kirlenen topraktaki bitkilerin gelişme anormalliklerinin incelenmesi.
Ekmeğin bayatlama ve küflenme sürecini etkileme
Günlük içeceklerin mide asidi üzerindeki etkisi
B12 vitamini eksikliğinin sıklığının saptanması ve B12 eksikliğinin okul başarısına etkisi
Yerin çekim ivmesinin bitkilerin çimlenmesine etkisi
Konuşan hücre modeli
B-Enerji
Bitkileri suyunu ölçen devre
Gece üzerini açan çocuklar için üst örtme projesi
Acil çıkış asansörü
Yelken gözlem, test ve eğitimi için su kanallı taşınabilir havuz
Güvenli bariyerler
İnsansız temizlik sistemi (Dış cephesi cam olan büyük plazalarda)
Deprem Kapsülü
Güneş enerjisi ile kendini şarj eden cep telefonu
Otomatik balık yem atıcı
Otomatik yazı tahtası silicisi
Yemekhane atığı olan süt ve yoğurtları kullanarak çok amaçlı plastik elde etmek ve elde edilen plastik üzerinde yaratıcı uygulamalar yapmak
Çevreye Atılan Çözünebilir Organik Çöplerden Kimyasal Pil Yönetimiyle Elektrik Üretilmesi
Çiçek sulama makinesi
Deniz suyundan ekonomik ve ekolojik olarak tatlı su elde etme
Kayıp cüzdan uyaranı
Operatörsüz elektromanyetik vinç
Manyetik tren
Güneş enerjisi ile şarj olan telefon
Bedensel engelliler için kumandalı çöp kutusu
Pratik tahta silgisi
Mitoz bölünmeye farklı PH değerlerinin etkisi
Gemi toplayıcı

Bitki artıklarını değerlendirme
İletkenlik test aleti
Kendine bir mikroskop yap
Mekanik robot
Çöpten yakıt üreterek yararlanma
Otoyolda ses kirliliğini önleme
Manyetik taşıtlar
Kendi elektriğini üreterek yakıtsız hareket eden otomobil
Metalleri sinyal sesiyle ayırt edebilen dedektör
Biyogaz tesisi
Pamuk ipliği
Sihirli atom
Elektrik yüklü çiçek tozları
Pratik sulama
Alarmlı radyo
Konuşan ve yürüyen saat
Kuşa telefonla yem verme
Kapsüldeki macun
Periyodik ev
Yazar bakteri
Çiçekler yaşasın
Cam sileceği
Mıknatıslı tren
Hangi yağ kızartmaya daha uygun?
Kola Soda gibi içecekler midede sindirime yardımcı oluyormu?
Elektromanyetik dalga kaynaklarının bitkilerin gelişimine etkisi
Ardıç Tohumunun sudaki dezenfektan etkisi
Kaloriölçer
Periyodik Tabloda yeni bağlantılar
Sıvıların yoğunluğunun ölçülmesinde farklı bir yöntem
Televizyon radyasyon göstergesi
Baston sandalye
Deprem alarmı
ütüleyen ütü
Paskal duvarları
Sürat teknesi
Yangın haber cihazı
Dirençli basınç ölçer
Düzenekteki sistemler çalışıyor
Kalem uçlu ampul
Sonsuz ışık
Tebeşirin Havadan Arıtılması
Metrolektrik
Basit bir kinetoskop tasarımı
Cep telefonu kullanımının zararları
El Matkabı
Farklı su kaynaklarının ağır metal düzeylerinin belirlenmesi ve insan sağlığı açısından önemi
Midyelerdeki ağır metal kirliliği
Eşit kollu terazi ile ölçüm yaparken standart kütleler yerine kullanılabilecek farklı materyaller
Uyandıran yatak: Sabahları erken kalkmak zorunda olanlar için yataktaki mekanizmanın devreye giriyor. Devreye girdiği an yataktaki kişi yatak içinde bulunamıyor.
El vantilatörü:
Isıtan terlik
Lekenin çıkarılması
Bitki ve hayvan hücresi arasındaki farkların ışıklı pano üzerinde gösterilmesi
Ekmeğin bayatlama süresini uzatma
Pamuk sudaki kireci çözer mi?

FİZİK
Hesap Makinesi Yapımı
Uzay Bilimleri web sitesi
Güneş enerjisiyle çalışan perde
Güneş pili kullanarak cep telefonlarının şarj sürelerinin uzatılması
Bir araba far sistemi geliştirmek

KİMYA
Üzüm Suyunda Bulunan Tartarik Asitten Kabartma Tozu Eldesi
Vinil Pridin Aşılanmış Poli (Etilen Teraftalat) Liflerin Adsorpsiyon Özelliğinin İncelenmesi
Poli (Etilen Teraftalat) Liflerinin 4 - Vinil Pridin İle Aşılanarak Fonksiyonlandırılması
Adsorpsiyon
Meyvelerin manava şartlarında muhafazası

BİYOLOJİ
Olgunlaşmamış Kestane Meyvesinden Somatik Embriyo Genesis Yöntemiyle Klonlama Yapılması
Kök Boya (Rubia Tinctorium L.) Bitkisinden Doğal Boya Eldesinde Sıcaklık Ve Çeşitli Kimyasal Temizleyici Maddelerinin Soldurucu Etkisinin Araştırılması
Makrofitlerin Su Kalitesi Üzerine Etkisi
Dophnia Magna'nın Tatlı Su Kalitesi Üzerindeki Etkisi
Demirin Canlılar Üzerindeki Toksik Etkilerinin Araştırılması
İşlenmemiş Sulardan İtibaren Sularda Bulunabilecek Bakterilerin Enzimatik Test Reaksiyonu Yönetimiyle Tespiti
Spina Bifida Ve Folik Asit
Katlı tarla: Üst üste katlar halinde tarlalar yapılarak meyve ve sebzelerin güneşten aynı anda yararlanması sağlanabilir.

MATEMATİK PROJELERİ
Bir Gençlik Kültür merkezi Yapalım
Okulumuza Çok Amaçlı Bir Salon Yapalım
Okulumuzdaki Sığınağı Başka Amaçlarla da Kullanalım
Okulumuzdaki Boş Alanlardan Nasıl Yararlanalım?
Moda
Trafik
Tren, Vapur, Uçak, Deniz Otobüsü tarifeleri
Matematik ve Evimiz
Yıllık Bütçeniz
Yıllık Enflasyonun Dört Kişilik Bir İşçi (memur, çiftçi vb.) Ailesinin Bütçesi Üzerindeki Etkisi
Doğa Matematik Biliyor mu?
Güneş Sistemi
Binalar ve Geometri
Matematik ve Çevremiz
Bir Köy Planı
Zaman ve Takvim
Zaman
Mars'ta Yaşam
.Dağ Bisikleti (üç vitesli)
Bir Akvaryum Yapalım
Bahçe Düzenlemesi
Sera Yapalım
Meyve Bahçesi
Pi Sayısı- Tanrı Pi Sayısını Biliyor mu?
Bir Oyun Yaratalım- Matematik Tahtası Oyunu
Ülkelerin Bayrakları- Birleşmiş Milletler
Yurt Dışına Üç Aylık Gezi
Tekerlekli İskemle Kullanan Biri İçin Çalışma Alanı Hazırlayın.
Hisse Senetleri
Bisiklet Gezisi
Düşlerinizdeki Ev
Haftalık Yemek Listeleri Hazırlayalım
Yüzme Havuzları
Olimpiyatlar
Bir Araba Alalım
Matematiksiz Bir Yaşam Nasıl Olurdu? (Kaynak: Gündüz, S. Toroslu Kitaplığı)

Sayıların farklı bir şekilde ifade edilmesi
Paskal Üçgenindeki Gizem
Romen rakamlarını öğreniyorum
Kesirlerde kısa yol
Sayıların ışıklı karekökü
Geo-Şehir Projesi
Işıklandırılmış sayı tablosu
Mıknatıslı matematik panosu
Geometrik şekiller çağa ayak uyduruyor
Işıklı kümeler
Taşınabilir cetvel takımı
Matematik şehri
Matematik sokağı
İki boyutlu düzlemden üç boyutlu görüntü elde etme
İlçemize aylık yağış miktarının ölçülmesi
Pascal üçgeninin sırları
Geometrik Robot
Gerçek yaşamdan bir problem:para üstlerimiz ne kadar değerli?
Kolay bilgi öğrenme-işlemler kavşağı projesi
Matematikte şifreleme
Üç boyutlu geometrik şekillerin iki boyutlu geometrik şekiller ile ilişkisi
Bilardo masasında 45 derecelik atışların sayısal ve geometrik yapılarının incelenmesi
Çeşitli Matematiksel Çizimler yapabilmemizi sağlayan tek bir araç
Ne kadar su kullanıyoruz?
Matematik Avcıları (Matematik programları ile ilgili bir bilgisayar programı)

Arı Peteği
Koordinat sistemi maketi
Karayolu maketi üzerinde yol problemlerinin uygulamalı çözümü

SOSYAL BİLGİLER-TARİH-COĞRAFYA PROJELERİ
Hitit Uygarlığı: Hitit uygarlığındaki dönemindeki ilginç olaylar ve bilgiler Hitit tabletleri şeklinde hazırlanmış.
Nasıl bir ülke istiyorum? (Yönetimi sizin elinizde olsa neler yapardınız?)
Sosyal Bilgiler Konularını içeren bulmaca hazırlamak
Türkiye haritası üzerinde tarihi eserlerin gösterilmesi
İstanbul’um fethinin maketlerle gösterilmesi
Türkiye haritası üzerinde ülkemizde yetiştirilen ürünleri göstermek
Dünya haritası üzerinde coğrafi keşifleri göstermek
Atatürk albümü
Soysal bilgiler oyunu: Düz bir zemin üzerine bir yol maketi hazırlanabilir. Bu yol küçük adımlardan oluşabilir. Yarışmacı öğrenci veya seyirciler sunum esnasında bir zar yardımı ile bu yolda ilerlerler. Her adımda sorular bulunur. Soruyu bildikçe yola devam eder. Yolu tamamlayabilenlere bir ödül verilebilir.

FELSEFE GRUBU PROJELERİ
Müziğin Ders Başarısına Etkisi
Batıl İnançlar
ÖSS'ye ve OKS’ye hazırlanan öğrencilerin Yaşadıkları Kaygı

TÜRKÇE-EDEBİYAT PROJELERİ
Şiir ağacı: Yapraklarında ünlü şairlerin şiirlerinin bulunduğu
Yazarlar evi: Her penceresinde ve odasında ünlü yazarların yazılarının ve şiirlerinin bulunduğu bir maket ev oluşturulabilir.
Hacivat ve Karagöz: Yazılan bir metinle ilgili gölge oyunu
Şiir klibi: Ünlü şairlerin şiirleri görsel ve ses efektleri ile kliplerinin çekilmesi

MÜZİK PROJELERİ
Müziğin Tarihteki Yolculuğu: Farklı çağlardaki ve medeniyetlerdeki şarkılar seslendirilip, çeşitli müzik aletlerinde çalınabilir. Oluşturulan parçalardan bir müzik CD’ si oluşturulabilir.

İNGİLİZCE –ALMANCA PROJELERİ
Işıklı insan maketi
Gazete çıkarılması

BEDEN EĞİTİMİ
Geleceğin sporu: Şuan yapılan tüm spor dallarından esinlenerek gelecek için yeni bir spor dalı tasarlanabilir.
Spor oyunları

5.Sınıf Türkçe Dersi 1.dönem 3.yazılı soruları -(14 defa indirildi.)
5.Sınıf Sosyal Bilgiler dersi 1.dönem 3.yazılı soruları -(11 defa indirildi.)
5.Sınıf Matematik dersi 1.Dönem 3.yazılı soruları -(10 defa indirildi.)
5.Sınıf İngilizce dersi 1.Dönem 3.yazılı soruları -(10 defa indirildi.)
5.Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1.Dönem 3.yazılı Sorularıa -(13 defa indirildi.)
5.Sınıf Sosyal Bilgiler dersi 1.dönem 3.yazılı soruları -(11 defa indirildi.)
4.Sınıf Matematik Dersi 1.dönem 3.yazılı soruları -(7 defa indirildi.)
4.Sınıf İngilizce dersi 1.dönem 3.yazılı soruları -(6 defa indirildi.)
2009-2010 4.Sınıf Fen ve Teknoloji 1.dönem 3.yazılı soruları -(7 defa indirildi.)
2009-2010 4.Sınıf Türkçe Dersi 1.Dönem 3.Yazılı Soruları -(12 defa indirildi.)
4.Sınıf Fen ve Teknoloji 1.dönem 3.yazılı -(6 defa indirildi.)
2009-2010 8. Sınıf Matematik 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 6. Sınıf Matematik 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 7. Sınıf Matematik 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 4. Sınıf Matematik Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 5. Sınıf Matematik Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 6. Sınıf Türkçe Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 7. Sınıf Türkçe Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 8. Sınıf Türkçe Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 4. Sınıf Türkçe Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 5. Sınıf Türkçe Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 6. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 7. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 6. Sınıf İngilizce Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 6. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 7. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
2009-2010 4. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir
2009-2010 5. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi 1. Dönem 3. Yazılı Soruları
indir

http://www.resimmax.com/data/media/275/yaran_yunuslar.jpg

BALIKLARIN yapısı suyun içinde kolay hareket etmelerine  elverişlidir. Balığın başlıca ilerleme gücü, vücudunu kıvırarak hareket ettirmesinden ileri geliyorsa da, jet güdümü sağlayan yardımcı motorlarının varlığı da tespit edilmiştir. Bilhassa hızlanacağı vakit, solungaçlarından gayet hızlı olarak su püskürtür. Suyun içinde en hızlı yol alan yaratığın, sırtında kanadımsı bir parça bulunan bir kılıçbalığı cinsinin olduğu kabul edilmektedir. Bu balığın hızı saatte en çok 108 kilometredir. Kılıçbalığı ile diğer bazı balıklarda saatte 96 km.'lik bir hıza erişebilmektedirler. Yunuslar saatte 66 km. ile deniz memelilerinin en hızlı olanlarıdır.
Kuşlar En Hızlı Yaratıklardır

Bütün hayvanların sürat rekoru, «firkateyn kuşu» denilen çok uzun kanatlı bir deniz kuşundadır. Uçuş hızı saatte 160 km. olan bu kuşun bazen bunun iki misli hızla da uçabildiği rivayet edilir. Karasağan'lar, kuşların en süratlileri arasmdaysalar da, iddia edildiği gibi saatte 30 km.'ye eriştikleri şüphelidir. Doğan da hızını pike inişler ve uygun rüzgârlar hesaba katılmaksızın saatte 160 km.'ye yükseltebilir.
Uçak hız ölçüleriyle tespit edildiği üzere, bazı kaz türleri saatte 96 km. hızla uçabilmektedirler. Yükseklik rekoru da 8700 metre ile onlardadır. Fakat kuşlar göç zamanlarının dışında genel olarak 600 metreden daha aşağılarda uçarlar.

Hızlı Koşan Memeliler

Memelilerde de hatırı sayılır hız rekorları bulunmakla beraber, bunlar kuşlarınkilerle şüphesiz başa çıkamazlar. En hızlı dört ayaklı kara hayvanı, rekor hızı saatte 112 km. olan çita adlı bir nevi pars'tır.
Moğolistan antilopu ile Kuzey Amerika'nın çatal boynuzlu geyiği, saatte 96 km. giden bir otomobili geçebilir. Bîr yarış atıyla ilgili olarak kaydedilen en yüksek sürat saatte 76.8 km.'dir. Bazı iri cins tavşanlar da saatte 72 km. ile bu rekora yaklaşırlar. Büyük kangu-ru'nun en yüksek hızı da bu kadardır.
Dört ayak genel olarak koşu için daha elverişlidir. Bir insanın erişebildiği en yüksek hız 100 metre koşu hesabıyla, saatte 36.5 km. iken, tazı cinsinden bir köpek 64 km. süratle yol alabilir, ve böyleyken' bile tavşana yetişemez; En yavaş kara hayvanı, yerde saatte 800 metreden fazla gidemiyen «yakalı tembel hayvan» dır.
Fakat memeliler hız bakımından sürüngen atalarından çok daha ileridirler. Bir insan Avrupa ile Birleşik Amerika'daki yılanların pek çoğundan kaçıp kurtulabilir. 3,5 metre uzunluğunda olabilen «Afrika mambası» adlı yılan, saatte 15 kilometreyi bulan hızıyla dünya yüzündeki en hızlı yılanlardan biridir. Rahatsız edilmeden dahi hücuma geçtiğine göre bu hayvan, yılanların en tehlikelilerinden biridir.

Ufak, Ama Hızlı Hayvanlar

Hayvanlar âleminin en küçük üyeleri hiç de yavaş denmeye lâyık değillerdir. Böcekler âleminde kızböceği denilen bir böcek saatte 88 km., bir işçi bal arısı 24 km., bir arı beyi (kıraliçe arı) saatte 32 km., bir erkek arı işe saatte 40 km. hızla yol alabilmektedir. Bu son iki cins saniyede 330 kere kanat çırparlar.

http://www.buzlu.org/images/2008/10/elektromanyetik-kuvvet-276x300.jpg

Kuvveti tanıtınız;ölçü birimi(Newton) ve ölçü aletini(dinamometre) tanıtan bir afiş hazırlayınız

Cisimlerin hareket durumlarını veya şekillerini değiştirebilen etkiye kuvvet denir. Etki ettiği cismin şeklini değiştirmesi ve esnek cisimlerin uzayıp sıkışması gibi olaylar, kuvvetin statik etkisinin sonucudur.
Duran cismi hareket ettirmesi, hareket halindeki cismin hızında değişiklik yapması, kuvvetin dinamik etkisinin sonucudur.
Kuvvet vektörel bir büyüklük olduğundan, vektörlerin bütün özellikleri kuvvetler için de geçerlidir. SI birim sisteminde kuvvet birimi newton (N) dur.
Dinamometre
Kuvvet dinamometre ile ölçülür. Esnek yaydaki uzama miktarı, dinamometreye asılan cismin ağırlık kuvveti ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla yaydaki uzama, kuvvetin büyüklüğünün bir ölçüsü olarak alınabilir. Örneğin 10 N ağırlıklı cisim asıldığında yay 1 mm uzuyorsa, 50 N ağırlıklı cisim asıldığında yay 5 mm uzayacaktır.
Ağırlık bir kuvvet olduğundan, kütlesi m olan bir cismin ağırlığı G = mg dir. Buradaki g yerçekim ivmesi olup ölçümün yapıldığı yere göre değişebilmektedir

Bir cismin denge durumunu, veya şeklini değiştiren sebebe kuvvet denir. Demek oluyor ki kuvvet, bir cismi hareket ettirebilir, durdurabilir; veya cismin hareket doğrultusunu ve şeklini değiştirebilir. Bir cismi iterken, çekerken, veya kaldırırken kas kuvveti harcarız. Bir taşıt aracının veya asansörün hızı (veya ivmesi) değiştiği zaman, hareket ettiren kuvvetin farkına varabiliriz.
Fizik biliminin bir dalı olan mekanik, cisimlerin denge durumlarını ve hareketlerini inceler. Mekaniğin önemli bir konusu olan kuvvet, ne tür olursa olsun, yani ister cansız bir cisim, ister bir canlı tarafından meydana getirilsin, bir vektör ile gösterilir.

a) Saf Madde :
Kendine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri olan, ayırt edici özellikleri bulunan ve bu ayırt edici özellikleri sabit olan maddelere saf madde denir.
Elementler ve bileşikler saf maddelerdir. Karışımlar ise (homojen ya da heterojen) saf madde değillerdir.

Örnek : Saf su bileşik, tuzlu su karışımdır. Saf suyun kaynama sıcaklığı sabit, tuzlu suyun kaynama sıcaklığı ise sabit değildir, karışımda bulunan tuz miktarına göre değişir.

b) Karışım :
İki ya da daha fazla farklı maddenin kendi özelliklerini kaybetmeden istenilen her oranda (miktarda) bir araya gelmesiyle oluşan maddeye karışım denir.

Örnek : Su – Tebeşir tozu, Su – Yağ, Su – Talaş, Su – Şeker, Su – Asit, Hava, Su – Tuz

2- Maddelerin Katı, Sıvı ve Gaz Olarak Sınıflandırılması :
Madde, doğada fiziksel özelliklerine göre katı, sıvı ve gaz olarak 3 halde bulunur. (Plazma ve likit kristalik hal 4. ve 5. hal kabul edilir). Madde hangi halde olursa olsun bütün maddeler taneciklerden oluşmuştur ve bu taneciklerin arasında boşluk bulunur.

a) Maddenin Katı Hali :





• Katı haldeki maddelerin belirli kütle hacim ve şekilleri vardır.
• Katı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler birbirlerine sıkıca bağlıdır ve taneciklerin arasındaki boşluk çok azdır.
• Katı tanecikleri birbirlerine sıkıca bağlı oldukları için oldukça düzenli taneciklerdir.
• Katı tanecikleri arasındaki boşluk çok az olduğu için katılar sıkıştırılamazlar.
• Katı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler sadece oldukları yerde titreşme hareketi yaparlar.
• Katı tanecikleri birbirlerine sıkıca bağlı oldukları için belirli şekilleri vardır ve sert cisimlerdir. (Molekül Çekimi=Kohezyon Kuvveti).
• Akışkan değildirler.


b) Maddenin Sıvı Hali :





• Sıvı haldeki maddelerin belirli kütle ve hacimleri olup konuldukları kabın şeklini alırlar.
• Sıvı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler (arasındaki boşluk katılara göre fazladır) katılara göre birbirlerine daha zayıf bağlarla bağlıdır ve tanecikler birbirlerine daha uzaktır.
• Sıvı tanecikleri arasındaki boşluk katılara göre daha fazla olmasına rağmen sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilirler.
• Sıvı tanecikleri hem titreşme hem de birbirleri üzerinden kayarak dönme hareketi yaparlar.
• Sıvı tanecikleri birbirleri üzerinden kayarak dönme hareketi yaptıkları için sıvılar akışkan maddelerdir.
• Sıvı tanecikleri katılara göre daha düzensizdir.

c) Maddenin Gaz Hali :



• Gaz halindeki maddelerin belirli kütleleri olup konuldukları kabı tamamen doldurarak kabın hacmini ve şeklini alırlar.
• Gaz halindeki maddeyi oluşturan tanecikler arasındaki boşluk katı ve sıvılara göre daha fazladır ve gaz tanecikleri birbirlerinden tamamen bağımsız olup gelişigüzel (rast gele) hareket ederler.
• Gaz tanecikleri arasındaki boşluk çok fazla olduğu için gazlar sıkıştırılabilirler.
• Gaz tanecikleri katı ve sıvılara göre daha düzensiz taneciklerdir.
• Gaz tanecikleri hem titreşme, hem birbiri üzerinden kayarak dönme hem de bulunduğu kabın duvarlarına çarparak sıçrama (difüzyon=yayılma) hareketi yaparlar.
• Gazlar da sıvılar gibi akışkan maddelerdir.

NOT :

1- Katı, sıvı ve gazların belirli kütleleri vardır.
2- Katı ve sıvıların belirli hacimleri olup, gazlar konuldukları kabın hacmini alırlar.
3- Katıların belirli şekli olup, sıvı ve gazlar konuldukları kabın şeklini alırlar.
4- Katı ve sıvı tanecikleri sıkıştırılamayıp gazla sıkıştırılabilirler.
5- Taneciklerin düzensizliği katılardan sıvılara, sıvılardan da gazlara gidildikçe artar.
6- Taneciklerin hareket enerjisi katılardan sıvılara, sıvılardan da gazlara gidildikçe artar.
7- Maddeler ısıtıldıklarında ya da soğutulduklarında maddelerde üç türlü değişiklik gözlenebilir. Bunlar;
• Sıcaklıkları değişimi.
• Hal değişimi.
• Boyut değişimi (Genleşme veya büzülme).
8- Katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerin ısı enerjisi etkisiyle bir halden diğerine dönüşmesine hal değişimi denir.

3- Maddelerin Ortak Özellikleri:
Bütün maddeler için ortak olan ve maddeleri ayırt etmek için kullanılamayan özellilerdir. Kütle, hacim, eylemsizlik ve tanecikli yapı maddeler için ortak özelliklerdir.

a) Kütle :
Maddenin değişmeyen miktarına kütle denir. Kütle m sembolü ile gösterilir.

b) Eylemsizlik :
Bir cismin hareketine devam etme isteğine eylemsizlik denir. Bir cisim başlangıçta duruyorsa durmaya, hareket halinde ise hareketine devam etmek ister.

c) Tanecikli Yapı:
Bütün maddeler atom (veya bazen molekül) denilen taneciklerden oluşmuştur.

d) Hacim :
Bir maddenin boşlukta kapladığı yere hacim denir.


4- Maddelerin Sıkışma – Genleşme Özellikleri :
Doğada bulunan maddeler göründüğü gibi bütünsel (bütün gibi görünen) yapıda değildir. Doğada bulunan bütün maddeler taneciklerden oluşur ve bu taneciklerin arasında boşluk bulunur. Maddedeki tanecikler arasında bulunan boşluk miktarı maddenin haline göre değişir.
Katı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler birbirlerine sıkıca bağlıdır ve taneciklerin arasındaki boşluk çok azdır. Katı tanecikleri arasındaki boşluk çok az olduğu için katılar sıkıştırılamazlar.
Sıvı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler katılara göre birbirlerine daha zayıf bağlarla bağlıdır ve tanecikler birbirlerine daha uzaktır. Sıvı tanecikleri arasındaki boşluk katılara göre daha fazla olmasına rağmen sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilirler.
Gaz halindeki maddeyi oluşturan tanecikler arasındaki boşluk katı ve sıvılara göre daha fazladır ve gaz tanecikleri birbirlerinden tamamen bağımsız olup gelişigüzel (rast gele) hareket ederler. Gaz tanecikleri arasındaki boşluk çok fazla olduğu için gazlar sıkıştırılabilirler.
Maddelerin sıkışma özelliği taneciklerinin arasında bulunan boşluk miktarına göre değişir. Maddenin taneciklerinin arasında bulunan boşluk miktarı da maddenin haline göre değişir. Katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerin taneciklerinin arasında boşluk bulunmasına rağmen gazların taneciklerinin arasındaki boşluk miktarı fazla olduğu için sadece gazlar sıkıştırılabilirler. Katı ve sıvı haldeki maddelerin taneciklerinin arasındaki boşluk miktarı fazla olmadığı için katı ve sıvılar sıkıştırılamazlar.
Gaz halindeki maddeyi oluşturan tanecikler sıkıştırılabildikleri için tanecikler serbest kaldıklarında tekrar genleşebilirler (eski hallerine geri dönerler). Katı ve sıvı haldeki maddeyi oluşturan tanecikler sıkıştırılamadığı için tanecikler serbest bırakıldıklarında tekrar genleşemezler.

NOT : 1- Sünger, pamuk, yün gibi maddeler sıkıştırılabilmelerine rağmen bu maddeler katı
haldedir. Maddelerin sıkıştırılabilmelerinin nedeni ise bu maddelerin yapısında bulunan boşluklarda havanın bulunması ve havanın sıkıştırılmasıdır. Hava sıkıştırıldığı için madde sıkıştırılmış gibi görünür.
2- Katı ve sıvı haldeki maddeler hal değiştirerek gaz haline geçebildikleri için katı ve sıvı haldeki maddeler de taneciklerden oluşur.
3- Günlük hayatta kullanılan yangın söndürücüler, mutfak tüpleri, toplar, deodorantlar sıkıştırılmış gaz içerirler.
4- Maddeler bütünmüş (tek parça) gibi görünmesine rağmen bütünsel yapıda değildir. Bina tuğlalardan, tuğlalar kum yığınlarından, kum yığınları kum taneciklerinden, kum tanecikleri atomlardan oluşurlar.
5- Katı iyodun alkol çözeltisi mikrop öldürücü (antiseptik) özellik taşır ve tentürdiyot olarak kullanılır. Ayrıca, iyot denilen madensel tuz vücut için gereklidir. Fakat iyot, kimyasal madde olduğu için doğrudan tüketilemez. Vücuda besinler yoluyla alınması gerekir. (Deniz ürünleri, tahıl, yumurta, et, süt, ve iyotlu tuzlarda bulunur). İyot eksikliğinde büyüme yavaşlar, zeka geriliği ve guatr hastalığı oluşur.
6- İyot – alkol çözeltisinde, alkolü oluşturan tanecikler iyodun çevresini sarar ve iyodun alkole dağılmasını sağlar. Çözünme olayında iyot, taneciklerine ayrılarak alkolün her tarafına yayılır ve böylece alkol renklenir. Alkolün renklenmesi, renkli iyot taneciklerinin alkolün her tarafına yayılmasının sonucudur ve katılar da bu nedenle taneciklerden oluşurlar.

SORU : 1- Maddelerin sadece sıkışma özelliği ile madde tanınabilir mi?
2- Şırıngadaki hava sıkışıyorsa hava, bütünsel yapıda mıdır?
3- İçinde hava varken sıkıştırılan pistonun serbest bırakıldığında eski konumuna gelmesinin nedeni nedir?
4- Hava bütünsel yapıda olsaydı, içinde hava varken sıkıştırılan piston serbest bırakıldığında eski konumuna gelebilir miydi?
5- Araçlarda kullanılan hava yastıklarında gazların sıkışma özelliğinden nasıl yararlanılır?
6- Araçlardaki hava yastıklarının yaşam açısından önemi nedir?
3. Etkinlik : Maddelerin Özelliklerini Bulalım (Çalışma Kitabı – 49)
Amaç : Maddenin halinin özelliklerinin belirlenmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen özellikler incelenerek maddenin hangi halinin bu özelliğe
sahip olduğunu tespit etmek.
• Bir özelliğin maddenin farklı hallerinde de bulunabileceği belirtilir.

5- Atom :
Boşlukta yer kaplayan, hacmi, kütlesi ve eylemsizliği olan her şeye madde denir. Maddeyi oluşturan ve maddenin kendi özelliğini taşıyan en küçük yapı birimin atom denir. Katı, sıvı ve gaz halindeki maddeler atom denilen taneciklerden oluşmuşlardır. Atomun içerisinde de daha küçük tanecikler bulunur.
Canlı ve cansız varlıkların tamamı atomlardan oluşmuştur. Canlıların en küçük yapı birimleri olan hücreler, çok sayıda atomdan oluşan protein, karbonhidrat ve yağlardan oluşmuştur.
Atom küre şeklindedir ve elektrikli yapıya sahiptir. Atom, kelime anlamı olarak bölünemez, parçalanamaz anlamındadır. Atom, çıplak gözle ya da en gelişmiş elektron mikroskobu ile bile görülemez.
Atom, bir maddenin sahip olduğu bütün özellikleri taşır. Bu nedenle maddenin kütlesi varsa atomun kütlesi de vardır. Madde sürtünme, dokunma ya da etki yoluyla elektriklenirken elektron alıp verebiliyorsa atomda elektron alıp verebilir.



6- Atom Hakkında Ortaya Konan Görüşler ve Atom Teorileri :
Atom hakkında Democritus, Dalton, Thomson, Rutherford, Bohr ve De Broglie isimli bilim adamları ve filozoflar görüşlerini ortaya koymuşlar ve günümüzdeki atom modeli ortaya çıkmıştır.

a) Democritus Atom Teorisi :
Atom hakkında ilk görüş M.Ö. 400’lü yıllarda Yunanlı filozof Democritus tarafından ortaya konmuştur. Democritus, maddenin taneciklerden oluştuğunu savunmuş ve bu taneciklere atom adını vermiştir. Democritus, atom hakkındaki görüşlerini deneylere göre değil varsayımlara göre söylemiştir. Democritus’ a göre;
• Madde parçalara ayrıldığında en sonunda bölünemeyen bir tanecik elde edilir ve bu tanecik atomdur.
• Bütün maddeler aynı tür atomlardan oluşur.
• Maddelerin farklı olmasının nedeni maddeyi oluşturan atomların sayı ve dizilişi biçiminin farklı olmasıdır.
• Atom görülemez.
• Atom görülemediği için bölünemez.

NOT :

1- Democritus, Teos’ta doğmuş Anadolulu düşünürdür. Günümüzden 2500 yıl kadar
önce M.Ö. 500’ lü yıllarda yaşamıştır.
2- Maddedeki değişmelerin bölünemeyen bu taneciklerin sayı; biçim ve dizilişlerindeki değişmeye bağlı olduğunu kabul etmiştir.


b) John Dalton :
Atom hakkında ilk bilimsel görüş 1803 – 1808 yılları arasında İngiliz bilim adamı John Dalton tarafından ortaya atılmıştır. Dalton’ a göre;
• Maddenin en küçük yapı taşı atomdur. (Maddeler çok küçük, bölünemez, yok edilemez taneciklerden oluşur.)
• Atomlar parçalanamaz
• Atom içi dolu küre şeklindedir.
• Bütün maddeler farklı tür atomlardan oluşmuştur.
• Maddelerin birbirlerinden farklı olmasının nedeni maddeyi oluşturan atomların farklı özellikte olmasıdır.
• Bir maddeyi oluşturan atomların tamamı birbirleriyle aynı özelliklere sahiptir.

NOT :

1- Madde fiziksel veya kimyasal değişmeye uğradığında atomlar varlıklarını korurlar, parçalanmaz ve yeniden oluşturulamazlar.
2- Kimyasal olaylar atomların birleşmesi veya ayrılması sonucu oluşur. Atomlar birleşerek molekülleri oluşturur. Bir bileşiğin molekülleri tamamen birbirinin aynısıdır.
3- Dalton İngiltereli bir kimyacı olup daha çok maddenin yapısını açıklayan atom teoriyle ün kazanmıştır. Bunun yanında gazların bir takım özellikleriyle ve özellikle kısmi basınçlarıyla alakalı çalışmalarda yapmıştır.
4- Birçok elementin atomlarının ağırlıklarını kendi ilkel ortamında çalışarak ölçmeye çalışmış ve bu ağırlıklarla alakalı bir tablo yapmıştır. Ancak daha sonra gelişen teknik ve teknolojiyle bilim adamları tarafından atomların ağırlıklarını yeniden ölçülmüş ve maalesef Dalton’un hazırladığı bu tablonun hatalı olduğu ortaya çıkmıştır.
5- Sabit oranlar kanunu ve katlı oranlar kanunu olarak gördüğümüz bileşiklerdeki kütlesel ilişkilere bakarak 1803 yılında John Dalton, maddelerin çok çok küçük yapı taşlarının topluluğu halinde bulunduğu, fikrini ileri sürdü Dalton atom teorisi olarak ortaya konular temel özellikler şunlardır.
6- Aynı elementin atomları biçim, büyüklük, kütle ve daha başka özellikler bakımından aynıdır. Ancak bir elementin atomları başka bir elementin atomlarından farklıdır.
7- Atomlar belli sayılarda birleşerek molekülleri oluştururlar. 1 atom X ile 1 atom Y den XY, 1 atom X ile 2 atom Y den XY2 bileşiği oluşur. Oluşan bileşikler ise standart özellikleri moleküller topluluğudur.
8- Farklı cins atomlar farklı kütlelidir.
9- Atomla ilgili günümüzdeki bilgiler dikkate alındığında Dalton atom teorisinde üç önemli yanlış hemen fark edilir:
• Atomlar içi boş küreler değildir. Boşluklu yapıdadırlar.
• Aynı cins elementlerin atomları tam olarak aynı değildir. Kütleleri farklı (izotop) olanları vardır.
• Maddelerin en küçük parçasının atom olduğu ve atomların parçalanamaz olduğu doğru değildir. Radyoaktif atomlar daha küçük parçalara ayılarak daha farklı kimyasal özellikte başka atomlara ayrışabilir; proton, nötron, elektron gibi parçacıklar saça bilirler.


c) John Joseph Thomson :
Atomun yapısı hakkında ilk model 1898 yılında Thomson tarafından ortaya konmuştur. Thomson atom modeli bir karpuza yada üzümlü keke benzer. Thomson’ a göre;
• Atom küre şeklindedir. (Çapı 10–8 cm)
• Atomda (+) ve (–) yüklü tanecikler bulunur.
• Thomson’a göre atom; dışı tamamen pozitif yüklü bir küre olup negatif yüklü olan elektronlar kek içerisindeki gömülü üzümler gibi bu küre içerisine gömülmüş haldedir.

NOT :

1- İngiliz fizik âlimlerinden biri olup, elektronlar hakkındaki çalışmalardan dolayı 1906 da Nobel fizik ödülünü almıştır. 1885’te
içi boş bir cam tüp içerisinden elektrik akımları üzerinde çalışırken ışınları tüpün negatif (katot) kutbundan geldiğini görmüş ve ilk defa katot ışınlarını bulmuştur. Böylece elektronları da bulmuştur. Ve sonuç olarak elektronların her atomun tabiatında var olan temel parçacıklar olduğunu söylemiştir.
2- Dalton atom modelinde (-) yüklü elektronlardan ve (+) yüklü protonlardan söz edilmemiştir. Yapılan deneyler yardımıyla; katot ışınlarından protonun varlığını ortaya koymuştur. Thomson atom altı parçacıklar üzerinde çalışmalar yaparken icat ettiği katot tüpü yardımıyla 1887 yılında elektronu keşfinden sonra kendi atom modelini ortaya attı
3- Elektronların kütlesi pozitif yüklerin kütlesinden çok küçüktür. Bu nedenle atomları başlıca pozitif yükler oluşturur.
4- Atomda elektriksel dengeyi sağlamak için pozitif yük sayısına eşit sayıda elektron küre içinde dağılmıştır.

 

5- ELEKTRON’UN KEŞFİ
Maddenin yapısına ilk olarak modern yaklaşım Thomson’un katot ışınlarını inceleyerek elektronun keşfi ile başlar. Thomson : elektriksel gerilim uygulanan katot ışınları tüpünde katot ışınların negatif kutup tarafından itildiğini pozitif kutba doğru çekildiğini tespit etti.
Aynı cins elektrik yüklerinin bir birini itmesi ve farklı yük elektrik yüklerinin birbirini çekmesi nedeniyle Thomson katot ışınlarının negatif elektrik yüklerinden olduğu sonucu çıkardı.
Thomson deneyinde katot için farklı madde kullandığında ve deney tüpünün farklı gazla doldurulduğunda da katot ışınlarının aynı davranışta bulunduğunu gördü. Böylece elektronun maddenin cinsinin karakteristik bir özelliği olmadığını bütün atom cinsleri için elektronun her birinin aynı olduğunu neticesini ortaya koydu.
Elektron negatif yüklü olduğundan elektriksel alanda pozitif kutba doğru saparlar. Elektriksel alandaki bu sapmalar taneciğin yükü (e)ile doğru, kütlesi(m) ile ters orantılıdır. Yükün kütleye oranı (e/m) bir elektrik alanı içinde elektronların doğrusal yoldan ne kadar sapacağını gösterir.


6- PROTONUN KEŞFİ
Katot tüpleriyle elektron elde edildiği gibi, elektrik deşarj (boşalma ) tüpleri ile de pozitif iyonlar elde edilir. Bu tüplerde uygulanan yüksek gerilim sonucunda atomdan elektronlar koparılarak pozitif iyonlar oluşturulur. Oluşan bu pozitif iyonlar bir elektriksel alanda elektronun ters yönünde hareket ederek negatif elektrota (katota) doğru ilerler. Bu iyonların büyük bir kısmı hareketleri sırasında ortamdaki elektronlara çarparak nötral atomlar oluştururlar. Çok az bir kısmı ise yollarına devam ederek katota erişirler. Eğer ortası delikli bir katot kullanılırsa, pozitif parçacıklar delikten geçerler. Bu ışınlara pozitif iyonlar ya da kanal ışınları denir.
Pozitif iyonlar için e/m nin saptanmasında katot ışınlarının incelenmesinde kullanılan yöntemin hemen hemen aynısı kullanıldı. Katot ışınlarında katot maddesi ne olursa olsun elde edilen ışınların e/m oranı hep aynı bulunmuştu. Oysa pozitif ışınlarda elde edilen e/m oranı tüpteki gazın oranına göre farklı olduğu bulundu
7- Protonlar ve elektronlar yüklü parçacıklardır. Bunlar yük bakımından eşit, işaretçe zıttılar. Protonlar +1 birim yüke, elektron ise –1 birim yüke eşittir.
8- Nötr bir atomda proton sayısı elektron sayısına eşit olduğundan yükler toplamı sıfıra eşittir.
9- Atom yarı çapı 10-8 cm olan bir küre şeklindedir. Söz konusu küre içerisinde proton ve elektronlar atomda rasgele yerlerde bulunurlar. Elektronun küre içindeki dağılımı üzümün kek içindeki dağılımına benzer.
10- Elektronların kütlesi ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Bu nedenle atomun ağırlığını büyük ölçüde protonlar teşkil eder.
11- • Nötron denilen parçacıklardan bahsedilmemesi Thomson atom teorisinin
eksikliklerinden biridir.
• Proton ve elektronların atomda rasgele yerlerde bulunduğu iddiası ise teorinin hatalı yönüdür.


d) Sir Ernest Rutherford (*) :
Atomun çekirdeğini ve çekirdekle ilgili birçok özelliğin ilk defa keşfeden bir bilim adamıdır.
• Atom kütlesinin tamamına yakını merkezde toplanır, bu merkeze çekirdek denir.
• Elektronlar çekirdek etrafında dairesel yörüngelerde sürekli dolanırlar. (Yörünge daire şeklinde değil, enerji seviyesine karşılık gelen orbitallerde dolanır.)
• Elektronların bulunduğu hacim çekirdeğin hacminden çok büyüktür.
• Çekirdekteki yük miktarı bir maddenin bütün atomlarında ayın, farklı maddenin atomlarında farklıdır.
• Çekirdekteki yük sayısı, elektron sayısına eşittir.
• Çekirdekteki pozitif yüklerin kütlesi yaklaşık atom kütlesinin yarısına eşittir.

NOT :

1- Yeni Zellanda’da doğmuş ve başarılı bir öğrenci olduğundan 1894 yılında İngiltere’ye gelmiştir. İlk önceleri elektromanyetik
radyasyon hakkında çalışmalar yapmıştır. Daha sonraları ilgisini X ışınlarına ve radyoaktiviteye çevirmiştir. Farklı tipte elektromanyetik radyasyonların varlıklarını ortaya atmış bunlara ilk defa , ve  sembolleri ve isimlerini vermiştir. Devamla  ışımasının helyum çekirdeği,  ışımasının ise elektron içerdiğini bulmuş ve bu çalışmasından dolayı 1908 yılında kimya Nobel ödülü almıştır.
2- 1911 yılında atomun kütlesinin çoğunu içine alan çok küçük bir merkezinin olduğunu ortaya attı, ve buna çekirdek adını verdi.
3- Atomun yapısının açıklanması hakkında önemli katkıda bulunanlardan biride Ernest Rutherford olarak bilinir. Rutherford’dan önce Thomsan atom modeli geçerliydi bu kurala göre atom küre şeklindedir. Ve küre içerisinde proton ve elektronlar bulunur. Acaba bu proton ve elektronlar atom içerisinde belirli bir yere mi yoksa rast gele mi dağılım içerisinde mi bulunuyordu? Bu sorunun cevabı daha bulunamamıştı. Rutherford bu sorunun cevabı ve Thomson atom modelinin doğruluk derecesini anlamak için yaptığı alfa () parçacıkları deneyinde bir model geliştirdi
4- Polonyum ve radyum bir - ışını kaynağıdır. Rutherford bir radyoaktif kaynaktan çıkan - taneciklerini bir demet halinde iğne ucu büyüklüğündeki yarıktan geçirdikten sonra kalınlığı 10-4 cm kadar olan ve arkasında çinko sülfür (ZnS) sürülmüş bir ekran bulunan altın levha üzerine gönderdi. Altın levhayı geçip ekran üzerine düşen  - parçacıkları ekrana sürülen ZnS üzerine ışıldama yaparlar. Böylece metal levhayı geçen  - parçacıklarını sayma imkanı elde edilmiş olunur. Rutherford yaptığı deneyde metal levha üzerine gönderilen  - parçacıklarının 99,99 kadarının ya hiç yollarında sapmadan ya da yollarında çok az saparak metal levhadan geçtiklerini, fakat çok az bir kısmının ise metale çarptıktan sonra büyük bir açı yaparak geriye döndüklerini gördü. Rutherford daha sonra deneyi altın levha yerine kurşun, bakır ve platin levhalar üzerinde denedi. Hepsinde de aynı sonuç ortaya çıktığını gördü.
Kinetik enerjisi çok yüksek olan çok hızlı olarak bir kaynaktan çıkan  - parçacıklarının geriye dönmesi için;
1- Metal levhada pozitif kısmın olması
2- Bu pozitif yüklü kısmın kütlesinin (daha doğrusu yoğunluğunun) çok büyük olması gerekir.
Bu düşüncelerden harekele Rutherford bu deneyden şu sonucu çıkardı:
• Eğer  - tanecikleri atom içerisinde ki bir elektrona çarpsaydı kinetik enerjileri büyük olduğu için elektronu yerinden sökerek yoluna devam edebilirdi. Ayrıca a - taneciği pozitif, elektron olduğundan söz konusu almaması gerekliydi. Bu düşünceyle hareket eden Rutherford metale çarparak geriye dönen a - parçacıklarının sayısı metal levhadan geçenlere oranla çok küçük olduğundan atom içerisinde pozitif yüklü ve kütlesi büyük olan bu kısmın hacmi, toplam atom hacmine oranla çok çok küçük olması gerektiğini düşünerek, bu pozitif yüklü kısma çekirdek dedi.
• Rutherford atomun kütlesini yaklaşık olarak çekirdeğin kütlesine eşit olduğu ve elektronlarda çekirdek etrafındaki yörüngelere döndüğünü ileri sürmüştür. Buna göre Rutherford atomu güneş sistemine benzetmiş oluyor. Rutherford atom modelini ortaya koyduğunda nötronların varlığı daha bilinmiyordu Günümüzde ise çekirdeğin proton ve nötronlar içerdiği ve bunların çekirdeğin kütlesini oluşturduklarına inanılmaktadır. Rutherford’un ortaya koyduğu atom modelinin boyutlarını da anlamak önemlidir. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz. Eğer bir atomun çekirdeği Bir tenis topu büyüklüğünde olsaydı, bu atom büyük bir stadyum büyüklüğünde olurdu.


d) Niels David Bohr (*) :
Bohr atom teorisi hidrojenin yayınma spektrumuna dayanılarak açıklanır. Bohr’ a göre;
• Elektronlar çekirdek etrafında belirli enerjiye karşılık gelen belirli uzaklıklarda bulunur.
• Yüksek enerji düzeyinde bulunan elektron, düşük enerji düzeyine geçerse fotonlar halinde ışık yayarlar.
• Kararlı hallerin tamamında elektronlar çekirdek etrafında dairesel yörünge izlerler.

NOT :

1- Bohr, Danimarkalı bir fizikçidir. Doktorasını bu şehirde bitirdikten sonra 1911 yılında J.J. Thomson ile birlikte çalışmak için
İngiltere’ye gitti. Birkaç yıl içinde ciddi ve başarılı çalışmalarda bulunarak atomların yapısını ve spektrumların açıklanışı hakkında teorisini ortaya koymuş ve kitap halinde yayınlamıştır. Daha sonra Kopenhag’a geriye dönmüş ve orada teorik fizik enstitüde yöneticilik yapmıştır. Bu enstitüde gerek kimya ve gerek fizik dalında birçok Nobel ödülü kazanmış olan W. Heisenberg, W.Pouli ve L. Pauling gibi birçok genç bilim adamı yetiştirmiştir. Atomun ilk kuantum modelini önerdi. Kuantum mekaniğinin ilk gelişmesinde aktif olarak katıldı ve bu konuda pek çok felsefi çalışmalar yaptı. Çekirdek fiziğine, çekirdeğin sıvı damlası modelinin geliştirilmesinde büyük rol oynadı. Atomların yapısı ve onlardan yayılan ışınım üzerine yaptığı çalışmalar için 1922'de fizikte Nobel ödülünü kazandı.
Buraya kadar anlatılan atom modellerinde atomun çekirdeğinde (+) yüklü proton ve yüksüz nötronların bulunduğu, çekirdeğin etrafında dairesel yörüngelerde elektronların dolaştığı ifade edildi. Bu elektronların çekirdek etrafında nasıl bir yörüngede dolaştığı, hızı ve momentumlarının ne olduğu ile ilgili bir netice ortaya konmadı. Bohr ise atom teorisinde elektronların hareketini bu noktadan inceledi.
• Bir atomdaki elektronlar çekirdekten belli uzaklıkta ve kararlı hâllerde hareket ederler. Her kararlı halin sabit bir enerjisi vardır.
• Her hangi bir enerji seviyesinde elektron dairesel bir yörüngede (orbitalde) hareket eder. Bu yörüngelere enerji düzeyleri veya kabukları denir.
• Elektronlar kararlı hallerden birinde bulunurken atomdan ışık (radyasyon) yayılmaz. Ancak yüksek enerji düzeyinden daha düşük enerji düzeyine geçtiğinde, seviyeler arasındaki enerji farkına eşit bir ışık kuantı yayınlar. Bunlara E=h.ν bağıntısı geçerlidir.
• Elektron hareketinin mümkün olduğu kararlı seviyeler K, L, M, N, O gibi harflerle veya en düşük enerji düzeyi 1 olmak üzere her enerji düzeyi pozitif bir tam sayı ile belirlenir ve genel olarak “n” ile gösterilir. (n : 1,2,3, ...∞ )
Bugünkü atom modelimize göre : Borh kuramını elektronların dairesel yörüngelerde hareket ettiği, ifadesi yanlıştır.
2- 1913'te Danimarkalı fizikçi Niels Bohr (1885-1962), hidrojen atomunun tayf çizgilerini kuantum kuramına dayanarak açıkladı. Buna göre çekirdek çevresindeki elektron, her enerjiyi değil, ancak belirli enerjileri alabiliyordu. En düşük enerjili durumdaki atoma temel durumdaki atom, enerji verilmiş atomlara da uyarılmış atom denir. Elektron yüksek enerjili durumdan daha düşük enerjili duruma sıçrayarak düşer, bu sırada ışık yayınlanır. Bohr modeli hidrojen atomunun yanı sıra bir elektronlu helyum(+1 yüklü helyum iyonu) ve lityum iyonu (+2 yüklü lityum iyonu) tayf çizgilerine başarıyla uygulandı.Ancak bu model çok elektronlu atomların davranışlarını açıklayamadığından yaklaşık 12 yıl geçerli kaldı. Bununla birlikte,kuram çok elektronlu atom ve iyonların karmaşık tayf çizgilerini açıklamakta yetersiz kaldı Daha sonra yerini Modern atom modeli aldı.
Bohr’a göre elektronlar çekirdek belirli uzaklıklarda dairesel yörüngeler izler. Çekirdeğe en yakın yörüngede bulunan ( n = 1 ) K tabakası en düşük enerjilidir Çekirdekten uzaklaştıkça tabakanın yarı çapı ve kabukta bulunan elektronun enerjisi artar.Elektron çekirdekten sonsuz uzaklıkta iken ( n = ∞ ) elektronla çekirdek arasında çekim kuvveti bulunmaz. Bu durumda elektronun potansiyel enerjisi sıfırdır. Elektron atomdan uzaklaşmış olur. Bu olaya iyonlaşma denir
Elektron çekirdeğe yaklaştıkça çekme kuvveti oluşacağından, elektronun bir potansiyel enerjisi oluşur. Elektron çekirdeğe yaklaştıkça atom kararlı hale gelir, potansiyel enerjisi azalır. Buna göre elektronun her enerji düzeyindeki potansiyel enerjisi sıfırdan küçük olur. Yani negatif olur. Bohr hidrojen atomunda çekirdeğe en yakın enerji düzeyinde K yörüngesi ) bulunan elektronun enerjisini –313,6 kkral/mol olarak bulmuştur.



f) De Broglie Atom Teorisi :

NOT :

 1- Bohr’ın atom modeli elektronların yörüngeler arası geçişlerinin mümkün kılan“enerji ( kuvantum ) sıçramalarını “ açıklamakta
yetersiz kalmaktaydı . Bunun çözümü Fransız fizikçi Prens Victor De Broglie tarafından teklif edilmişti. De Broglie bilinen bazı taneciklerin uygun koşullar altında tıpkı elektromanyetik radyasyonlar gibi bazen de elektromanyetik radyasyonlara uygun şartlarda tıpkı birer tanecik gibi davrana bileceklerini düşünerek elektronlara bir sanal dalganın eşlik ettiğini öne sürerek bir model teklif etti . Bu modele göre farklı elektron yörüngeleri çekirdeğin etrafında kapalı dalga halkaları oluşturmaktaydı.


h) Born Heisenberg’ in Atom Teorisi :

NOT :

1- Almanyalı kuramsal bir fizikçi olan Born Heisenberg’in ilkesini katlamakla beraber bir takım olasılık ve istatistikî hesaplar
neticesinde bir elektronun uzaydaki yerini yaklaşık olarak Born Schrödinger’in dalga mekaniği ile kuvantum teorisi arasında bir bağıntı kurdu. Böylece elektronun uzayın bir noktasında bulunması ihtimalinin hesaplana bilineceğini göstermiş oldu.



ı) Modern Atom Teorisi :

NOT :

 1- Bohr, elektronu hareket halinde yüklü tanecik olarak kabul edip, bir hidrojen atomundaki elektronun sadece bazı belirli enerjiye
sahip olacağını varsayarak teorisini ortaya attı. Bu teori hidrojen gibi tek tek elektronlu He+ , Li+2 iyonlarına da uymasına rağmen, çok elektronlu atomların ayrıntılı spektrumlarının, kimyasal özelliklerini açıklanmasına uymamaktadır. Yine de modern atom modelinin gelişiminde bir basamak teşkil etmiştir.
2- Modern atom teorisini kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:
• Atomda belirli bir enerji düzeyi vardır. Elektron ancak bu düzeyden birinde bulunabilir .
• Elektron bir enerji düzeyindeki hareketi sırasında çevreye ışık yaymazlar.
• Atoma iki düzey arasındaki fark kadar enerji verilirse elektron daha yüksek enerji düzeyine geçer
• Atoma verilen enerji kesilirse elektron enerjili düzeyinde kalamaz daha düşük enerji düzeyinden birine geçer. Bu sırada iki düzey arasındaki fark kadar enerjiyi ışık şekline çevreye verir
3- Modern atom modeli dalga mekaniğimdeki gelişmelerin elektronun hareketine uygulanmasına dayanmaktadır. Bu modelin öncüleri Werner Heisenberg ve Erwin Schrödlinger gibi önemli bilim adamlarıdır.
Erwin Schrödlinger (1887–1961) Avusturya’nın Viyana şehrinde doğmuş ve 1939 yılından 1956 yılına kadar İrlanda da çalışmıştır. 1926 yılında henüz İsviçre de çalışırken Heisenberg tarafından ortaya atılıp formüllendirilen kuvantum teorisine alternatif olarak kendi adıyla anılan (Schrödlinger eşitliği ) dalga mekaniği teoremini ortaya atmıştır. Schrödlinger teoremi kısaca elektronların gerek atom içerisinde gerekse moleküllerdeki hareketini dalga cinsinden matematiksel bir şekilde açıkladı. Bu çalışmalarından dolayı 1933 yılında fizik Nobel ödülünü İngiliz fizikçi Paul Dirac ile paylaştı.
Werner Heisenberg (1901 – 1976) Atomların yapısını ve elektron gibi atom altı parçacıkların davranışlarını açıklayan quantum mekaniği teorisinin kurucusu olan bir Alman fizikçidir. 1927 yılında kendi adı il anılan belirsizlik ilkesini ortaya atmıştır.Bu ilkesinde Heisenberg kısaca ”elektron kadar küçük olan bir parçacığın hem pozisyonunu hem de momentumunu kesin olarak bulmak mümkün değildir” demektedir. Bu çalışmalarından dolayı 1932 yılında Nobel fizik ödülü almıştır.
1924 yılında Louis De broglie ışı ve maddenin yapısını dikkate alarak küçük tanecikler bazen dalgaya benzer özellikler gösterebilirler şeklindeki hipotezi elektron demetlerinin bir kristal tarafından X – ışınlarına benzer biçimde saptırılması ve dağılması deneyi ile ispatlandı.
1920’li yıllarda Werner Heisenberg, atomlardan küçük taneciklerin davranışlarını belirlemek için ışığın etkisini inceledi. Bunun sonucunda Heisenberg belirsizlik ilkesi olarak anılan şu neticeyi çıkardı:
“Bir taneciğin nerede olduğu kesin olarak biliniyorsa, aynı anda taneciğin nereden geldiği ve nereye gittiğini kesin olarak bilemeyiz. Benzer şekilde taneciğin nasıl hareket ettiğini biliyorsak onun yerin kesin olarak bilemeyiz”
Buna göre elektronun herhangi bir andaki yeri ve hızı aynı anda kesin olarak bilinmez. Bir taneciğin yerini ve hızını ölçebilmek için o taneciği görmek gerekir. Taneciğin görünmesi de taneciğe ışın dalgası göndermekle olur. Elektron gibi küçük tanecikleri tespit etmek için düşünülen uygun dalga boyundaki ışık, elektronun yerini ve hızını değiştirir. Bu yüzden aynı anda elektronun yeri ve hızı ölçülmez. Bu nedenle de elektronların çekirdek etrafında belirli dairesel yörüngeler izledikleri söylenemez. Yörünge yerine elektronun ( yada elektronların ) çekirdek etrafında bulunma olasılığından söz etmek gerekir.
Modern atom modeli atom yapısı ve davranışlarını diğer atom modellerine göre daha iyi açıklamaktadır. Bu model atom çekirdeği etrafındaki elektronların bulunma olasılığını kuvantum sayıları ve orbitaller ile açıklar.
Kuvantum sayıları bir atomdaki elektronların enerji düzeylerini belirten tam sayılardır. Orbitaller ise elektronun çekirdek etrafında bulunabilecekleri bölgelerdir.
Elektron tanecik olarak düşünüldüğünde; orbital, atom içerisinde elektronun bulunma olasılığı en yüksek bölgeyi simgeler. Elektron maddesel bir dalga olarak düşünüldüğünde ise; orbital elektron yük yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgeyi simgeler. Yani, elektron tanecik olarak kabul edildiğinde elektronun belirli bir noktada bulunma olasılığından, dalga olarak kabul edildiğinde ise elektron yük yoğunluğundan söz edilir.


ELEMENTLER :

Aynı cins atomlardan oluşan saf maddelere “element” denir.
Örnekler : Demir, bakır, gümüş, altın, oksijen, hidrojen, iyot ve karbon birer elementtir.

* Farklı cins atomlar içeren maddeler, element olamaz.


SORU : Aşağıda verilen madde modellerinden hangisi element değildir?




ÇÖZÜM : A,B ve C seçeneklerindeki madde modellerini incelediğimizde bu modellerin aynı cins atomlardan oluştuklarını görürüz. Ancak D seçeneğindeki modelde farklı cins atomlar olduğu için bir element olamaz.

BİLEŞİKLER :

Aynı tür atomlardan oluşan maddelere element dendiğini öğrendik. O halde farklı cins atomlardan oluşan maddelere ne ad verilir?

Doğada; tuz, su, sabun, şeker, alkol gibi farklı cins atomlar içeren pek çok madde vardır. Farklı cins atomlardan oluşan saf maddelere “bileşik” denir.


SORU : Aşağıdaki madde modellerinden hangisi bileşik değildir?



ÇÖZÜM : A, B ve D seçeneklerindeki modelleri incelediğimizde farklı cins atomlardan oluştuklarını görürüz. Ancak C seçeneğindeki model, aynı cins atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla A, B ve D seçenekleri bileşik, C seçeneği ise elementtir.

MOLEKÜLLER :

Birden fazla atomun bir arada bulunduğu atom gruplarına “molekül” denir.

Moleküller 2’ye ayrılır :
• Element molekülü
• Bileşik molekülü


ELEMENT MOLEKÜLLERİ :

Aynı cins atomlardan oluşan moleküllere “element molekülü” denir.

Element moleküllerine örnekler :



BİLEŞİK MOLEKÜLLERİ :

Farklı cins atomlardan oluşan moleküllere “bileşik molekülü” denir.

FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞMELER :

Günlük hayatımızda çeşitli etkiler sonucunda maddelerde bazı değişimler olduğunu görürüz. Örneğin bir kağıdı yaktığımızda kağıdın kül olduğunu, bir buz parçasını sıcak bir yere koyduğumuzda buzun eridiğini, annemizin çeşitli sebzeleri pişirerek yemek yaptığını hepimiz görmüşüzdür.
Maddelerde meydana gelen değişimler 2 grupta incelenebilir:
• Fiziksel değişmeler
• Kimyasal değişmeler

FİZİKSEL DEĞİŞMELER :

Maddenin yapısı değişmeden sadece dış görünüşünde meydana gelen değişmelerdir. Fiziksel değişmeler sonucunda yeni maddeler oluşmaz. Sadece maddenin renk, şekil, büyüklük gibi özellikleri değişir. Fiziksel değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişmez.

ÖRNEKLER :

• Buzun erimesi
• Kağıdın yırtılması
• Tebeşirin toz haline getirilmesi
• Küp şekerin ezilerek toz şeker haline getirilmesi
• Suyun donması
• Çaydanlıktaki suyun buharlaşması
• Camın buğulanması
• Akşamları gökyüzünün renginin maviden kızıla dönüşmesi
• Altından bilezik yapılması
• Odunun kırılması
• Camın kırılması
• Yemek tuzunun suda çözünmesi
• Yoğurttan ayran yapılması
• Bakırdan tencere yapılması
• Havucun rendelenmesi

KİMYASAL DEĞİŞMELER :


Maddenin iç yapısında meydana gelen değişmelerdir. Kimyasal değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişir ve yeni maddeler oluşur. Kimyasal değişmeye uğrayan maddeler eski haline döndürülemez.

ÖRNEKLER :


• Kömürün yanması
• Sütten yoğurt ve peynir yapılması
• Demirin paslanması
• Meyvelerin çürümesi
• Un ve sudan hamur yapılması
• Kumdan cam yapılması
• Ekmeğin küflenmesi
• Kabartma tozunun üzerine limon sıkılması
• Canlıların ölmesi
• İnsanın sindirim ve solunum yapması
• Bitkilerin fotosentez yapması
• Üzüm suyundan sirke yapılması
• Doğalgazın yanması
• Dişlerimizin çürümesi
• Yumurtanın haşlanması
• Gümüşün açık havada zamanla kararması

NOT : Kimyasal değişmeler sonucunda hem maddenin görünümü değişir hem de yeni maddeler oluşur.

HAL DEĞİŞİM OLAYLARI

Bir maddenin dışarıdan ısı (enerji) alarak veya dışarıya ısı (enerji) vererek bir halden başka bir hale geçmesine; “hal değiştirme” denir.


FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞMELER :

Günlük hayatımızda çeşitli etkiler sonucunda maddelerde bazı değişimler olduğunu görürüz. Örneğin bir kağıdı yaktığımızda kağıdın kül olduğunu, bir buz parçasını sıcak bir yere koyduğumuzda buzun eridiğini, annemizin çeşitli sebzeleri pişirerek yemek yaptığını hepimiz görmüşüzdür.
Maddelerde meydana gelen değişimler 2 grupta incelenebilir:
• Fiziksel değişmeler
• Kimyasal değişmeler

FİZİKSEL DEĞİŞMELER :

Maddenin yapısı değişmeden sadece dış görünüşünde meydana gelen değişmelerdir. Fiziksel değişmeler sonucunda yeni maddeler oluşmaz. Sadece maddenin renk, şekil, büyüklük gibi özellikleri değişir. Fiziksel değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişmez.

ÖRNEKLER :

• Buzun erimesi
• Kağıdın yırtılması
• Tebeşirin toz haline getirilmesi
• Küp şekerin ezilerek toz şeker haline getirilmesi
• Suyun donması
• Çaydanlıktaki suyun buharlaşması
• Camın buğulanması
• Akşamları gökyüzünün renginin maviden kızıla dönüşmesi
• Altından bilezik yapılması
• Odunun kırılması
• Camın kırılması
• Yemek tuzunun suda çözünmesi
• Yoğurttan ayran yapılması
• Bakırdan tencere yapılması
• Havucun rendelenmesi

KİMYASAL DEĞİŞMELER :


Maddenin iç yapısında meydana gelen değişmelerdir. Kimyasal değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişir ve yeni maddeler oluşur. Kimyasal değişmeye uğrayan maddeler eski haline döndürülemez.

ÖRNEKLER :


• Kömürün yanması
• Sütten yoğurt ve peynir yapılması
• Demirin paslanması
• Meyvelerin çürümesi
• Un ve sudan hamur yapılması
• Kumdan cam yapılması
• Ekmeğin küflenmesi
• Kabartma tozunun üzerine limon sıkılması
• Canlıların ölmesi
• İnsanın sindirim ve solunum yapması
• Bitkilerin fotosentez yapması
• Üzüm suyundan sirke yapılması
• Doğalgazın yanması
• Dişlerimizin çürümesi
• Yumurtanın haşlanması
• Gümüşün açık havada zamanla kararması

NOT : Kimyasal değişmeler sonucunda hem maddenin görünümü değişir hem de yeni maddeler oluşur.

HAL DEĞİŞİM OLAYLARI

Bir maddenin dışarıdan ısı (enerji) alarak veya dışarıya ısı (enerji) vererek bir halden başka bir hale geçmesine; “hal değiştirme” denir.


http://resim.samanyoluhaber.com/resim/gizemli_karanlik_madde.jpg

1.MADDENİN YAPI TAŞLARI-ATOMLAR
Atom:Maddeyi oluşturan en küçük yapı taşıdır.


Maddenin Sınıflandırılması
1.Katı
2.Sıvı
3.Gaz


1.Katı
Tanecikler arasında boşluk yoktur.
Genleşir.
Sıkıştırılamaz


2.Sıvı
Tanecikler arasında boşluk azdır.
Konulduğu kabın şeklini alır.
Azda olsa sıkıştırılabilir
Genleşir


3.Gaz
Tanecikler arasında büyük boşluklar vardır.
Yayılır.
Genleşir.
Konulduğu kabın şeklini alır.
Sıkıştırılabilir.


Molekül:İki yada daha çok atomun oluşturduğu kümelere molekül denir.


Atomun Tarihçesi
John Dalton:Atomlar maddenin en küçük yapı taşıdır ve bölünemez.
J.J.Thomson:Atomun yapısında atomdan daha küçük parçacıklarda vardır.
Ernest Rutherford:Atomun yapısında bulunan Küçük parçacıklar atomun merkezinin etrafında dolaşır.


Katı,Sıvı ve Gazların Genleşme-Sıkışma Özellikleri
Katı,sıvı gazlar genleşebilir.
Gazlar katı ve sıvılara göre daha fazla genleşir.
Sıvılar ve gazlar sıkıştırılabilir,katılar sıkıştırılamaz.
Gazlar sıvılara göre daha fazla sıkıştırılabilir.


Maddenin Sıkışma-Genleşme Özellikleri ile Tanecikli Yapıları Arasındaki İlişki
Maddelerin sıkışma ve genleşme özellikleri maddeyi oluşturan taneciklerin arasındaki boşluk miktarına bağlıdır.
Tanecikleri arasındaki boşluk miktarı en fazla olan gazlar,sıvılar ve katılara göre daha fazla sıkıştırılabilir ve genleşebilir.


2.ELEMENTLER-BİLEŞİKLER-MOLEKÜLLER

Element:Aynı cins atomlardan oluşan maddelere element denir.
Bileşik:Farklı atomlar içeren saf maddelere bileşik denir.
(İki yada daha fazla cins atomdan oluşmuş maddelere bileşik denir.)
Molekül:İki yada daha çok atomun oluşturduğu topluluğa molekül denir.
(Hem elementlerin hem de bileşiklerin molekülleri olabilir.)
Saf madde:Hep aynı birimlerin (taneciklerin)yan yana gelmesiyle oluşan maddelere saf madde denir.
Karışım:İki yada daha fazla maddenin kimliklerini kaybetmeden bir araya gelmesiyle oluşan maddelere karışım denir.
Saf madde de aynı moleküller yan yana gelir.Karışım da farklı moleküller yan yana gelir.

Karışımlar iki şekilde bulunur.
1.Homojen karışımlar(Çözeltiler):Özellikleri her yerinde aynı olan ve dışarıdan bakıldığında tek bir madde gibi görünen karışımlardır.Örnek:Şekerli su,tuzlu su.
2.Heterojen karışımlar:Özellikleri her yerinde aynı olmayan ve dışarıdan bakıldığında birden fazla madde varmış gibi görünen karışımlara denir.Örnek:Kum-Su,Tebeşir tozu-Su,Ayran,Yağ-Su,Benzin-Su


3.MADDENİN HALLERİ VE TANECİKLİ YAPISI
Maddeler katı,sıvı ve gaz olmak üzere üç halde bulunur.
Katıları oluşturan tanecikler arasında boşluk olmadığı için akma özelliği yoktur.
Sıvılar ve gazları oluşturan tanecikler arasındaki boşluk,taneciklerin hareket etmesine ve yer değiştirmesine sebep olur.Bu nedenle gazlar ve sıvılar akma özelliğine sahiptir.
Sıvılar ve gazlar öteleme hareketi yapar.
Öteleme hareketi:Taneciklerin birbirini iterek hareket etmesi,yer değiştirmesidir.


4.FİZİKSEL DEĞİŞİM-KİMYASAL DEĞİŞİM


Fiziksel değişim:Maddelerin kimlik değiştirmeden,başka bir maddeye dönüşmeden,sadece görünümlerinin değişmesine fiziksel değişim denir.
Kimyasal değişim:Maddelerin kimliklerini kaybettikleri,başka madde yada maddelere dönüştükleri değişimlere kimyasal değişim denir.

 

Elektrik enerjisinin iletken tellerle iletilmesinin nasıl gerçekleştiğini, fotoğraftaki şimşek ile yıldırımın nasıl oluştuğunu ve günlük hayatta karşılaştığımız birçok
olayın sebebini bu ünitemizin sonunda daha iyi anlayacağız.


 


Soğuk bir kış günü. Akşam olmuş, eve dönüyorsunuz. Eve ulaşarak kapıdan içeri girdiniz. Son ayarda çalışan ısıtma sistemi evinizi sıcacık yapmış. Odanıza geçip üzerinizdeki yün kazağı aceleyle çıkarmaya çalışıyorsunuz. O da ne? Birbiri ardına oluşan kıvılcımlar ve çıt çıt sesleri... Kulak kepçelerinizde hafif bir karıncalanma... Saçlarınız dimdik...

 


Otomobilinize bindiniz. Bir süre yolculuk yaptınız. Yolculuğunuzun sonunda otomobilinizden inerken parmak uçlarınız kapının metal kısmına değiyor ve siz hissettiğiniz
farklı bir acının etkisiyle elinizi otomobilden hızla çekiyorsunuz.
 

 


Evinize girmek için kapınıza yöneliyorsunuz. Metal kapı koluna yaklaşan ve dokunan parmağınız darbe acısından farklı ve çok kısa süreli bir acı yaşamanıza sebep oluyor. Günlük hayatta karşılaştığımız bu durumların sebebini hiç düşündük mü?
 


Yün kumaşa sürtülen şişirilmiş bir balon cam ya da duvar tarafından çekilir. Benzer şekilde yün kumaşa sürtülen ebonit çubuk ve ipek kumaşa sürtülen cam çubuk ile asılı durumda bulunan alüminyum folyo arasında bir çekim etkisi gözlenir.
 


 


Yukarıdaki gibi yün kumaşa sürtülmüş ebonit çubuk, asılı durumda olan yün kumaşa sürtülmüş başka bir ebonit çubuğa yaklaştırılırsa yanda görülen şekildeki gibi
birbirlerini iterler.


 


Yukarıdaki gibi ipek kumaşa sürtülmüş cam çubuk, asılı durumda olan ipek kumaşa sürtülmüş başka bir cam çubuğa yaklaştırılırsa yanda görülen şekildeki gibi
birbirlerini iterler.
 

 


İpek kumaşa sürtülmüş bir cam çubuğu, yün kumaşa sürtülmüş ve ortasından iple asılmış ebonit çubuğa yaklaştırırsak yanda görülen şekildeki gibi birbirlerini çekerler.

 

Etkinliğimizde gözlemlediğimiz bu itme ve çekme şeklindeki etkileşimler elektriklenme adı verilen bir olayın sonucudur. Cisimleri elektriklenmeleri için onları mutlaka birbirlerine sürtmek gerekmez. Elektrikleme için gerekli olan, cisimlerin birbirine temas etmesidir. Cisimler birbirine sürtünürken etkileşen yüzeyler artırılmış olur. Etkileşen yüzeyin artırılmış olması ise elektriklenmenin daha kolay gerçekleşmesini sağlar. Gözlemlediğimiz bu sonuçlar cam ve ebonit çubuklar üzerinde farklı elektriksel özelliklerin açığa çıktığını gösterir. Bu durumda gözlemlerimize dayanarak iki farklı elektrik yükünün varlığından söz edebiliriz. Ebonit ve cam çubukların yün ve ipek kumaşlara temas ettirilmesi sonucunda bunların elektriklenerek birbirlerine itme ya da çekme kuvveti uygulamaları, cam çubuktaki elektrik yükleri ile plastik çubuktaki elektrik yüklerinin birbirinden farklı özellikte olduğunu ortaya koyar. Bilim insanları bu elektrik yüklerini pozitif (+) yük ve negatif (-) yük olarak
adlandırırlar. Sonuç olarak, cam ve onun gibi davranan cisimler pozitif yüklü cisimler, ebonit çubuk ve onun gibi davranan cisimler de negatif yüklü cisimlerdir.

 


Yukarıda bulunan şekildeki gibi aynı elektrik yükü ile elektriklenmiş cisimler birbirini iter.

 

Yukarıda bulunan şekildeki gibi farklı elektrik yükü ile elektriklenmiş cisimler birbirini çeker.

 


Pozitif ve negatif yük sayıları eşit ve birbiri içerisinde düzgün dağılmış olan cisimlere nötr cisim denir. Nötr cisimlerin pozitif ve negatif yük sayılarını şekildeki gibi bir abaküs yardımı ile sayarsak yüklerinin dengede olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekte böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Bu örnek konuyu anlamamızı kolaylaştırır.
Acaba nötr cisimler temas sonucunda bu özelliklerini nasıl kaybeder? Başka bir ifadeyle bir cismin elektriklenmesi sırasında neler olur?


Temas sonucunda bir cisimden başka bir cisme negatif yük geçişi olur. Katılarda negatif yükler bir cisimden diğerine kolaylıkla aktarılır. Yün kumaşı ebonit çubuğa temas ettirerek yün kumaşta bulunan bir miktar negatif yükün ebonit çubuğa geçmesini sağlarız. Böylece başlangıçta pozitif ve negatif yük sayısı eşit olan cisimlerin yük dengesi bozulur.


 


Ebonit çubuk, negatif yükü pozitif yükünden fazla olacağından, negatif yükle yüklenmiş olur. Ebonit çubukların negatif ve pozitif yükleri yanda verilen şekildeki gibi bir abaküs yardımıyla sayılırsa yük dengesinin olmadığı görülür.(Yukarıda)

 

(+) pozitif Yükle Yüklenme

 

 

 

- yükle yüklenmiş alta ki cisme şekildeki gibi nötr halde bulunan gemi şeklindeki cismin yalıtkan kubbesinden tutarak. Alttaki - yüklü cisme şekildeki gibi yaklaştırırsak + yükler aşağı doğru iner - yükler yukarıya itilir.aşağıdaki  - yüke dokundurmadan gemi şeklindeki cisme dokunursak - yükler toprağa akıp gider. Elimizi çektiğimiz zaman cisim artık + yükle yüklenmiş olur. 

 


 


Yün kumaş, pozitif yükü negatif yükünden fazla olacağından, pozitif yükle yüklenir. Yünlü kumaşın negatif ve pozitif yükleri yanda verilen şekildeki gibi bir abaküs yardımıyla sayılırsa yük dengesinin olmadığı görülür. (Yukarıda)

Cisimlerin temas etmelerini sağlayarak onlarda yük dengesizliği meydana getirilmesine  temas ile elektriklenme denir.


Bunları Biliyor muydunuz Bunları Biliyor muydunuz ?


Elektronik malzemelerle çalışılan ortamlarda oluşan elektriklenme bu malzemelerin bozulmasına yol açar. Bunun için bu tür yerlerde elektriklenmenin oluşmasını ve elektronik devre elemanlarının zarar görmesini önleyebilen antistatik malzemeler kullanılır. Fotoğrafta böyle yerlerde çalışanların kullandığı antistatik ayakkabı
görülmektedir.

Elektroskop, bir cismin elektrikle yüklü olup olmadığını ve yüklüyse yükünün türünü bulmamıza yarayan bir araçtır.
 Yerküreyi çok büyük bir nötr cisim olarak düşünebiliriz. Elektriklenmiş cisimler, toprakla temas ederlerse cisimle toprak arasında yük alış verişi olur. Yük alış verişinin gerçekleştiği bu olaya topraklama adı verilir. Örneğin, pozitif yüklü bir cismi iletken ile yerküreye bağlarsak (topraklarsak) yerküredeki negatif yükler cisme aktarılarak onun nötr olmasını sağlar. Negatif yüklü bir cismi topraklarsak cisimdeki negatif yükler toprağa (yerküreye) akar ve cisim nötr hâle gelir. Nötr bir cisme elektriklenmiş bir cisim yaklaştırarak bu cismi elektrikle yükleyebiliriz.


Cisimlerin bu şekilde elektriklenmesine tesir (etki) ile elektriklenme denir.Çevremizde birbirine temas eden ve sürtünen cisimlerde de elektriklenme olur. Plastik bir tarakla temiz ve kuru saçımızı tararken saçlarımızın fotoğraftaki gibi elektriklendiğini gözlemişizdir. Televizyon ekranına şekildeki gibi yaklaştırılan alüminyum topun çekilmesi gibi, hava ile temas ederek elektriklenen toz parçacıkları televizyon ve bilgisayar ekranlarının kısa sürede tozlanmasına sebep olur.

 

 

Cisimler üzerinde biriken elektrik yükü bazen tehlikeli olabilir. Biriken bu elektrik yükleri elektrik yükü boşalmasına sebep olur ve kıvılcım çıkarır. Bu yüzden eter, alkol gibi yanıcı ve düşük sıcaklıklarda buharlaşan sıvıların kullanıldığı fotoğraftaki ameliyathane ve laboratuvar gibi yerlerin zeminleri iletken maddelerle kaplanır. Böylece, oluşabilecek yüklerin toprağa akışı sağlanır.

 

 Petrol tankerlerinin arkasında bulunan ve yere değen zincirler de tankerin hareketi sırasında oluşan elektrik yüklerinin toprağa akmasını sağlar. Benzin istasyonlarında da hortum ile depolara benzin aktarılırken temas sebebiyle hortumda elektriklenme meydana gelebilir. Bu durumda çıkabilecek yangınları önlemek için benzin istasyonlarında da topraklama yapılması önemlidir. Bu durum yukarıdaki fotoğrafta görülmektedir. Benzin dolumu esnasında elektriklenme sonucu
oluşan elektrik boşalması yangın çıkmasına sebep olabilir. Bunun için elektriklenmeyi kolaylaştıran hareketlerde bulunmak tehlikelidir.


 Atmosferde de rüzgarın etkisiyle sürüklenen bulutlar hem havayla hem de birbirleriyle temas ederler. Bunun sonucunda da elektriklenirler. Elektrik yüklü bulutlar birbirlerine yeterince yaklaşırsa birinden ötekine elektrik yükü boşalması olabilir. Bu olaya şimşek denir. Benzer şekilde elektrik yüklü bulutlar yer küreye yeterince yaklaşırsa buluttan yere ya da yerden buluta elektrik yükü boşalması olabilir. Bu olaya da yıldırım denir. Yıldırım olayında elektrik yükünün boşalması bulut ile yeryüzünün birbirine en yakın noktaları arasında olur. Bu sebeple yüksek ve sivri yerlere yıldırım düşme olasılığı fazladır. Yıldırımdan korunmak için minare gibi yüksek yapılara paratoner (yıldırımsavar) adı verilen sivri uçlu metal çubuk takılır. Metal çubuğa bağlı iletken telin diğer ucu iletken levhaya bağlanıp toprağa gömülür. Böylece buluttan paratonere gelecek olan elektrik yükleri binaya ve çevreye zarar vermeden toprağa akar.

Seri Bağlama ve Özellikleri

Dirençlerin uç uca bağlanmasıyla elde edilen bağlanma şekline seri bağlama denir.

1. Üreteçten çekilen akım kollara ayrılmaz ve bütün dirençlerin üzerinden eşit şiddette akım geçer.

iT = i1 = i2 = i3

2. Herbir direncin uçları arasın-daki potansiyel farkının toplamı, üretecin uçları arasındaki potansiyel farkına eşittir.

V = V1 + V2 + V3 + ...

3. Dirençlerin toplamı toplam dirence eşittir.

Reş = R1 + R2 + R3 + ...

Paralel Bağlama ve Özellikleri

Birer uçları bir noktada, diğeruçları da başka bir noktada olacak şekilde yapılan bağlama şekline paralel bağlama denir.

1. Paralel bağlamada üreteçten çekilen toplam akım K noktasında kollara ayrılır, sonra tekrar L noktasında birleşir ve üretece gelir.

iT = i1 + i2 + i3 olur.

2. Dirençlerin hepsi K ve L noktalarına bağlı olduğu için, K – L noktaları arasındaki potansiyel farkı ne ise, bütün dirençlerin uçları arasındaki de o kadardır. Ayrıca üreteç K ve L noktalarına paralel bağlı olduğundan,

V = V1 = V2 = V3 dür.

3. Devrenin eşdeğer direncinin tersi, dirençlerin terslerinin toplamına eşittir.

1/Reş=1/R1+1/R2+1/R3'dür.

Paralel bağlı dirençlerin eşdeğeri, en küçük direnç değerinden daha küçüktür.

Paralel bağlı R1 ve R2dirençlerinin eşdeğeri,bağıntısı ile de bulunabilir.

Herbirinin değeri R olan n tane özdeş direnç paralel bağlanırsa, eşdeğer direnç, Reş=R/n 'den bulunur.

PERİYOTLAR   CETVELİ  
    
Elementlerin sembolleriyle gösterildiği  ve özellikleri hakkında bilgi veren cetveldir
Periyotlar cetveli ilk defa dimitri Mendelev  tarafından yapılmıştır(elementleri atom ağırlıkları=Kütlelerine göre düzenlemiştir  )

        Periyotlar cetveli yatay ve düşey sıralardan oluşmuştur

P  E  R  İ  Y  O  T  

     Periyotlar cetvelindeki  yatay sıralardır
     Elementler  atom numarası en küçük ten en büyüğe  doğru ( soldan – sağa ) sıralanırlar
     Periyot numarası enerji seviyesini = yörünge sayısını gösterir
     7 periyot bulunur

PERİYOTLAR CETVELİNDE SOLDAN SAĞA DOĞRU GİDİLDİKCE 

1-Atom numarası artar                               
2-Kütle numarası artar                               
3-Metalik özellik azalır                              
4-Ametalik özellik artar                             
5-Elektron verme özelliği azalır               
6-Elektron alma özelliği artar
7-Atom çapı küçülür
8-Asitlik özelliği artar
9-İyonlaşma enerjisi büyür
10-Elektro negatiflik büyür

LANTANİTLER  :Atom numarası  58 – 71 olan elementler   ( 6 periyotta )
AKTİNİTLER      :Atom numarası  89  - 103  olan elementler  ( 7 periyotta )

         1.  Periyotta          2    element
         2 .      “                   8         “
         3 .      “                   8        “
         4 .      “                 18       “
         5 .      “                 18      “
         6 .      “                 32       “
         7 .       “                 23       “      tamamlanmamıştır

G  R  U  P    

   Periyotlar cetvelindeki düşey  sıralardır
   Elementler gruplara ortak  kimyasal  özelliklerine  göre   sıralanmıştır
   18 tane grup vardır                        8 tane A grubu
                                                            8 tane B grubu ( 8B grubu  3 gruptan oluşur ) )

1A   Grubu       ALKALİ METALLER
2A     “              TOPRAK ALKALİ METALLER
3A     “              METALLER
7A    “               HALOJENLER
8A     “              SOYGAZLAR


1A , 2A , ,3A ,           grubunda  ……METALLER
4A , 5A , 6A , 7A      grubunda  ……AMETALLER          
         8A                    grubunda   ……SOYGAZLAR

PERİYOTLAR  CETVLİNDE  YUKARIDAN  AŞAGIYA DOĞRU  İNİLDİKÇE  

1-Atom numarası artar                             
2-Kütle numarası artar                              
3-Metalik özellik artar 
4-Ametalik özellik azalır   
5-Elektron verme isteği artar                  
6-Elektron alma isteği azalır
7-Atom çapı büyür
8-Bazlık özelliği artar


Her grup ve periyot boyunca elementlerin özellikleri genellikle sistematik bir biçimde değişiklik gösterirler.

Aynı grupta olan elementler sertlik , parlaklık , iletkenlik , elektron alma veya verme yatkınlıları bakımından birbirine benzerdir.

M E T A L L E R 


1-   Katıdırlar  (  Civa = Hg hariç )
 
2-   Yüzeyleri parlaktır

3-   Isı ve elektriği iyi iletirler

4-   Tel ve levha haline gelebilirler

5-   Tek atomludurlar ( atomik yapılıdırlar )

6-   Kendi aralarında bileşik yapmazlar

7-   Kendi aralarında alaşım yaparlar

8-   Elektron verme özelliğindedirler ( katyon  =  +)

9-   Ametallerle iyonik bileşik yaparlar

10-  Canlıların yapısında çok az bulunur

11-  Erime-kaynama noktaları yüksektir

12-  1A,2A,3A grubunda bulunurlar

13-  Sulu çözeltileri BAZ özelliği taşır

metaller ;
- periyodik tablonun sol tarafında bulunurlar.
- genellikle dayanıklı ağır , parlak  maddeler olarak tanımlanır.
- ısı ve elektriği iyi iletirler.
- dövülerek tel ve levha haline getirilebilirler.
- üzerine vurulduğunda çınlama sesi duyulur.
A M E T A L L E R 

1 -   katı, sıvı, gaz halindedirler
         ( İyot=I  ,  karbon=C   , fosfor = P   , kükürt = S                  katı )
         ( Brom= Br                     sıvı )
         ( Azot=N ,  Oksijen=O,   Hidrojen=H    klor=Cl                      gaz  )

2 -   Yüzeyleri mattır

3-    Isı ve elektriği iyi iletmezler

4-    Tel ve levha haline gelemezler

5-     İki ve daha fazla atomludurlar ( molekül yapılı

6-     Kendi aralarında bileşik yaparlar

7-     Kendi aralarında alaşım yapmazlar

8-     Elektron alma özelliğindedirler ( Anyon= - )

9-     Kendi aralarında Kovalent  bileşik yaparlar

10-   Canlıların yapısında bolca bulunurlar

11-   Erime-kaynama noktaları düşüktür

12-   4A,5A,6A,7A grubunda bulunurlar

13-   Sulu çözeltileri ASİT özelliği taşır

 

Ametaller ;
- periyodik tablonun sağ  tarafında bulunurlar.
- genellikle parlak olmayan ( mat ) maddeler olarak tanımlanır.
- ısı ve elektriği iyi iletmez.
- dövülerek tel ve levha haline getirilemezler kırılgan yapıdadırlar.
- ametaller ve bileşikleri değişik alanlarda kullanılırlar.

   Örnek :  Klor ve bileşikleri ;
Kuru temizlemede kirlerin çözünmesinde,
Yüzme havuzlarının bakterilerden arındırılmasında,
Tuvalet temizliğinde ,
Hidroklorik asit yapımında ,
Tarımda  yabani otların temizlenmesinde,
İçme sularının bakterilerden arındırılmasında,
Antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan ilaçların yapımında

Y A R I    M E T A L L E R 

Hem metallerin hem de ametallerin özelliklerini bir arada taşıyan elementlere denir.

Yarı metaller bazı fiziksel özellikleri ve görünüşleri yönünden metallere , kimyasal özellikleri bakımından daha çok ametallere benzerler.

Yarı metaller sınıfında 8 element bulunur
Bor = B                Silisyum = Si                Germanyum = Ge                   Arsenik = As
Antimon = Sb     Tellür      = Te               Polanyum      = Po                   Astanit  = At


1 – Parlak veye mat olabilirler
2 -  Elektrik ve ısıyı ametallerden daha iyi metallerden daha az iletirler.
3 -  İşlenebilirler ( tel ve levha haline getirilebilirler )
4 -  Kırılgan değildirler.

Yarı metaller
- elektronik devre elemanlarında  ,
- değişik alanlarda ( mikroskop mercekleri , projektörlerde )   kullanılır.

S O Y    G A Z L A R 

1-  Doğada gaz halinde bulunurlar

2-  Kararlı yapıdadırlar

3-  Bileşik oluşturmazlar

4-  Tek atomludurlar

5-  Erime kaynama noktaları düşüktür 

6-  Periyodik tabloda  8A grubunda yer alırlar       


Helyum = He                     Argon    =  Ar                            Ksenon  =  Xe      
Neon     = Ne                     Kripton  =  Kr                           Radon     =  Rn

KİMYASAL BAĞLAR

15/12/2009

Kimyasal bağ, moleküllerde atomları bir arada tutan kuvvettir. Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler. Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye çalışırlar. Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir. Soy gazların bileşik oluşturamamasının sebebi bütün orbitallerinin dolu olmasıdır. Elektron yapıları farklı olan atomlar değişik biçimlerde bir araya gelerek kimyasal bağ oluştururlar;
. Bir atomdan diğer bir atoma elektron aktarılmasıyla
. İki atomun ortak elektron kullanmasıyla
Not: Elektron alış verişi ya da elektron ortaklaşmasının nedeni; atomların kararlı hale gelebilmek için elektron düzenlerini, soy gazlarınkine benzetme isteğidir. Soy gazların 8 değerlik elektronuna sahip oldukları için elektron sayısı 8’e tamamlanır. Buna oktet kuralı denir.

İYONİK BAĞLAR
İyonik bağlar, metaller ile ametaller arasında metallerin elektron vermesi ametallerin elektron almasıyla oluşan bağlanmadır. Metaller elektron vererek (+) değerlik, ametaller elektron alarak (-) değerlik alırlar. Bu şekilde oluşan (+) ve (-) yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerler. Bu çekim iyonik bağın oluşumuna sebep olur. Onun için iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmak zordur. Elektron aktarımıyla oluşan bileşiklerde, kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmalıdır.
. İyonik katılar belirli bir kristal yapı oluştururlar.
. İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.
. İyonik bileşikler katı halde elektriği iletmez. Sıvı halde ve çözeltileri elektriği iletirler.

KOVALENT BAĞLAR
Hidrojenin ametallerle ya da ametallerin kendi arlarında elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturulan bağa kovalent bağ denir. Değerlik elektronları elementin simgesi çevresinde noktalarla gösterilerek elektron ortaklaşması gösterilir. Bu tür formüllere elektron nokta formülleri denir.
. Periyodik cetvelin A gruplarında değerlik elektron sayısı grup numarasına eşit olduğundan grup numarası, simge çevresine konulacak elektron sayısını gösterir.
. İki atom arasına konulan noktalar her iki atom için de sayılır ve kararlı moleküller de atomların simgeleri çevresinde toplam nokta sayısı 8 ‘dir.
Moleküllerin elektron nokta formülleri yazılırken;
. Molekülü oluşturan atomların değerlik elektronları belirlenir.
. Yapacakları bağ sayıları saptanır, çok bağ yapanlar merkez atomu olarak alınır.
. Merkez atomu birden fazla ise merkez atomları birbirine bağlanacak şekilde yazılır.
. Değerlik elektronlar, atomların çevresine oktet kuralına uyacak şekilde dağıtılır.
a.Apolar Kovalent Bağ: Kutupsuz bağ, yani (+), (-) kutbu yoktur. İki hidrojen atomu elektronları ortaklaşa kullanarak bağ oluştururlar. İki atom arasındaki bağ H-H şeklinde gösterilir. Flor atomunun son yörüngesinde 7 elektronu vardır ve bir tane yarı dolu orbitali vardır. 2 flor atomu arasında elektronlar ortaklaşa kullanılarak bir bağ oluşur. Oksijenin son yörüngesinde 6 elektronu vardır. 2 tane yarı dolu orbitali vardır. Buna göre 2 tane bağ oluştururlar.
b.Polar Kovalent Bağlar: Farklı ametaller arasında oluşan bağa polar kovalent bağ denir. Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur.
Hidrojen ve Flor elektron ortaklığı ile bileşik oluşturmuş durumdadır. Florun elektron alması yani elektronu kendisine çekme gücü hidrojenden daha fazla olduğundan elektron kısmen de olsa Flor tarafındadır. Dolayısıyla Flor kısmen (-), Hidrojen ise kısmen (+) yüklenmiş olur. Bu olaya kutuplaşma denir. Bu tür bağa polar kovalent bağ denir.
Not: Bazı hallerde ortaklaşılan her iki elektron da bir atom tarafından verilir. Böyle bağlara koordine kovalent bağ denir.

BİR ATOMUN YAPABİLECEĞİ BAĞ SAYISI
Bir atomu yapabileceği bağ sayısı; o atomun sahip olduğu veya çok az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Bir alt yörüngeden bir üst yörüngeye elektron uyarılarak yarı dolu orbital oluşturma çok enerji istediğinden bağ yapmaya elverişli olamaz.

BAĞ ENERJİLERİ
Kimyasal bağ oluşurken açığa çıkan enerji, bu bağları kırmak için moleküle verilmesi gereken enerjiye eşittir. Bu enerjiye bağ enerjisi denir. Bağ enerjisi ne kadar büyükse oluşan bileşik o kadar sağlamdır. Moleküllerde iki atom arasındaki bağ sayısı arttıkça bağ uzunlukları azalır ve bağ enerjileri artar. Bağın iyon karakteri arttıkça, iyonlar arasındaki çekme kuvvetleri artacağından bağı koparmak daha çok enerji ister. İki atomlu moleküllerde 1 mol XY’nin ayrışması için gereken enerjiye molar bağ enerjisi denir.
Molekül Polarlığı, Molekül Geometrisi ve Hibritleşme
İki atomlu bir molekülün polar olup olmadığını tahmin etmek kolaydır. Molekül aynı cins iki atomdan meydana gelmişse atomlar arasındaki bağ ve molekül apolardır. İki atomlu molekülde atomlar farklı ise molekül ve bağlar polardır. İkiden fazla atom ihtiva eden moleküllerinin polarlığını tahmin etmek oldukça zordur. Molekülün içindeki bağlar polar olmasına rağmen, molekülün kendisi polar olmayabilir.
Hibritleşme (melezleşme):
Bir atomun son periyodundaki dolu ve yarı dolu orbitallerin kaynaşarak özdeş yeni orbitaller oluşturması olayına hibritleşme denir. yeni oluşan orbitallere hibrit orbitalleri denir. Elektronlar merkez atoma en uzakta bulunacak şekilde yerleşirler.
Not:Hibritleşme yalnız yarı dolmuş orbitallerin değil, dolu ve yarı dolu bütün değerlik orbitalleri arasında olur. Ancak merkezi atomun yapabileceği bağ sayısı onun sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır. Hibritleşme, kimyasal bağ sırasında gerçekleşir. Serbest haldeki atomlarda söz konusu değildir. Hibrit orbitalleri uzayda belirli şekilde yönlenirler ve bu durum molekülün geometrik biçimini belirler.

ÖZETLERSEK:
1. XY türü moleküller:
( 1A ile 7A, 2A ile 6A, 3A ile 5A)
Moleküller ve bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusaldır.
2. XY2 türü moleküller:
a) X: 2A Y: 7A veya hidrojen ise;
Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.
b) X: 4A Y: 2A veya 6A ise;
Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi doğrusal, hibritleşme sp dir.
c) X: 6A Y: 1A veya 7A ise;
Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi kırık doğru, hibritleşme sp ‘tür.
3. XY3 türü moleküller:
a) X: 3A Y:7A veya hidrojen ise;
Moleküller apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzlem üçgen, hibritleşme sp ‘dir
b) X:5A Y:7Aveya 1A grubunda ise;
Molekül ve bağlar polardır. Molekül biçimi üçgen piramit, hibritleşme sp ‘tür.
4. XY4 türü moleküller:
Molekül apolar, bağlar polardır. Molekül biçimi düzgün dörtyüzlü, hibritleşme sp ‘tür.

İKİLİ VE ÜÇLÜ BAĞLAR
Bazı moleküllerde, iki atom birbirine iki ya da üç bağ ile bağlanabilirler. İki atom arasındaki ilk oluşan bağ sigma bağıdır. Diğer bağlar ise pi bağıdır. İki atom arasında ikili bağ varsa biri sigma, diğeri pi bağıdır. Üçlü bağ varsa bir tanesi sigma, diğerleri pi bağıdır. İki atom arasında sigma bağı olmadan pi bağı oluşamaz.

Karbon Atomunun Hibritleşmesi:
Karbon atomu 4 bağın tamamını tek bağ olarak yapmışsa, hiritleşmesi sp ‘tür. Karbon atomuna bir tane ikili bağ varsa, hibritleşmesi sp ‘dir. Yani bir pi bağı ise hibritleşme sp ‘dir. Karbon atomu üçlü bağ yapmışsa ya da her iki tarafında ikili bağ varsa hibritleşmesi sp dir. Yani iki tane pi bağı bağlı ise hibritleşme sp’dir.
Sp hibritleşmesi: Eğer karbon atomu, yalnız iki atoma bağlı ve kararlı molekül oluşturmuşsa, bu durumda karbon atomu sp hibritleşmesine uğramıştır.
Sp2 hiritleşmesi: Eğer karbon atomu başka bir atoma bir çift bağ ile bağlanmış ise karbon atomu sp2 hibritleşmesine uğramıştır.

MOLEKÜL ARASI BAĞLAR
Maddeler gaz halinde iken moleküller hemen hemen birbirinden bağımsız hareket ederler ve moleküller arasında herhangi bir itme ve çekme kuvveti yok denecek kadar azdır. Maddeler sıvı hale getirildiklerinde ya da katı halde bulunduklarında moleküller birbirine yaklaşacağından moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluşacaktır. Bu etkileşmeye molekül arası bağ denir. Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düşük olması molekül arasında oluşan bağların kuvvetiyle ilişkilidir.
Van Der Waals Çekimleri:
Kovalent bağlı apolar moleküllerde ve soygazlarda yoğun fazlarda sadece kütlelerinden kaynaklanan bir çekim kuvveti oluşmaktadır. Bu kuvvete van der waals bağları denir. Yoğun fazda sadece van der vaals bağı bulunan maddelere moleküler maddeler denir. Moleküler maddelerin mol ağırlıkları arttıkça kaynama ve erime noktaları yükselir. Sıvı ve katı halde yalnızca Van Der Waals bağları bulunduran maddeler;
. Soygazlar (He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn)
. Moleküller halinde bulunan ametaller (H2, O2, N2, F2, Cl2, Br2, I2, P4)
. Apolar olan bileşikler (CH4, CO2, C2 H6)

Dipol – Dipol Etkileşimi:
Bu tür etkileşim polar moleküller arasında görülür. Polar moleküller sürekli bir kısmı (+), bir kısmı (-) uca sahiptirler. İki polar molekül birbirine yaklaşırken birinin pozitif ucu diğerinin negatif ucuna yönelir. Böylece bir molekülün (+) ucu ile diğerinin (-) ucu arasında bir elektrostatik çekme oluşur. Ancak bu çekme zıt yüklü iyonlar arasındaki çekmeden çok zayıftır.
. Polar moleküller arasındaki bu kuvvetler, van der Walls kuvvetlerinden daha büyüktür. Bu nedenle aynı molekül kütlesine sahip iki maddeden polar olanının erime ve kaynama noktası daha yüksektir.
. Polar moleküllerin oluşturduğu katılar, su gibi polar çözücülerde iyi çözünürler. Bu çözünme polar etkileşimle sağlanır.

HİDROJENİN BAĞLARI
Hidrojen atomu, elektronları kuvvetli çeken N, O ve F atomları ile kimyasal bağ oluşturduğunda, elektronunu büyük ölçüde yitirir ve diğer polar moleküllerdekine göre daha etkin ir artı yük kazanır. Bu yük nedeniyle hidrojen komşu moleküllerin eksi ucuyla moleküller arası bir bağ oluşur. Bu bağa hidrojen bağı denir. Hidrojen bağı, diğer polar moleküllerdeki dipol dipol etkileşiminden farklı ve güçlüdür.
. Hidrojen bağlarını koparmak için gereken enerji, 5 ile 10 kkal/mol dolaylarındadır. Hidrojen bağları kovalent bağlara göre çok zayıftır. Bu nedenle su ısıtılınca öncelikle hidrojen bağları kopar, gaz haline gelir. H2 ile O2 ‘ye ayrışmaz.
. Hidrojen bağları, polar etkileşiminden çok daha güçlüdür. Moleküller arası yalnız van der Walls kuvvetlerine sahip olduğundan kaynama noktası çok düşüktür.

Suda Çözünme:
Hidrojen bağı oluşturabilen iki farklı molekül birbirleriyle de hidrojen bağı oluştururlar. Bu durum hidrojen bağı oluşturabilen maddelerin suda iyi çözünmelerini sağlar. Hangi tür kuvvetle bağlanırsa bağlansın oluşan katılara moleküllü katı denir. Genelde moleküllü katıların erime noktaları, katılara göre daha düşüktür.

METAL BAĞI
Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan kuvvetlere metal bağı denir. Değerlik elektronlarının serbest hareketleri nedeniyle metaller, elektrik akımı ve ısıyı iyi iletirler. Metal kristalinde basınç etkisiyle kristalin bir kısmının kayması asıl yapıyı bozmaz. Bu nedenle metaller dövülerek, tel ve levha haline getirilebilirler. Metallerin erime noktaları genelde moleküllü katılardan yüksektir. Oda koşullarında hemen tümü katıdır. Periyodik cetvelde;
. Bir grupta yukarıdan aşağıya doğru atom çapı büyüdükçe genel olarak metal bağı zayıflar, dolayısıyla erime noktası düşer.
. Bir sırada soldan sağa doğru atom çapı küçülüp, değerlik elektron sayısı arttıkça metal bağı kuvvetlenir, erime noktası yükselir.
Moleküllü katı grubuna giren ametallerle metallerin özellikleri;
Metaller;
. Elektrik akımını ve ısıyı iyi iletirler.
. Erime noktaları yüksektir.
. Ametallere göre değerlik elektronları çok daha hareketlidir.
. Dövülebilme, çekilebilme özelliğine sahiptirler ve şekil verilebilirler.
. Ametallerle birleşirler.
. İyonları daima artı yüklüdür.
Ametaller;
. Isı ve elektrik akımını iyi iletmezler.
. Erime noktaları düşüktür.
. Metal yumuşaklığına sahip değillerdir. Kırılgandırlar.
. Birbirleriyle ve metallerle birleşirler.

İYON BAĞI:
Elektronlarını kolay kaybeden atomlarla, kolay elektron alabilen atomlar arasında oluşan bağa iyon bağı denir. Artı ve eksi yüklü iyonlardan oluşan katılara iyonlu katı denir. İyonlu katılarda, her iyonun karşıt yüklü iyonlarla çevrildiği bir örgü bulunduğundan birkaç atomun bir araya geldiği moleküllerin varlığından söz edilemez. İyon kristallerinde elektronlar, iyonların çekirdekleri tarafından kuvvetli çekildiklerinden serbest halde bulunmazlar. Bir iyon kristalinin bir kısmının basınç etkisinde kalması durumunda iyonlar kayar ve aynı adlı elektrik yükleri birbirlerinin yanına gelir. Aynı yüklü iyonların birbirlerini itmesiyle kristal ikiye ayrılır. Buna göre metalik katılarda olduğu gibi iyonlu katılar dövülüp, tel ve levha haline getirilemezler. İyonlu katılar eritildiklerinde ya da suda çözündüklerinde elektrik akımını iletirler. Polar moleküllü maddeler ve iyon bileşikleri polar çözücülerde, apolar bileşikler apolar çözücülerde daha kolay çözünürler.

KİMYASAL TEPKİMELER

a) Bir maddenin farklı maddelere ayrışmasına ya da farklı maddelerin etkileşerek yeni maddeler oluşturmasına kimyasal tepkime (reaksiyon) denir.

b) Kimyasal tepkimeler, olaya giren maddelere ait taneciklerin (molekül, atom ya da iyon) çarpışmaları ile gerçekleşirler.Enerjileri yeterli olan taneciklerin çarpışmaları sonucunda kimyasal bağlar koparak moleküller atomlarına dağılır ve atomlar yeniden düzenlenerek farklı maddeler oluştururlar.Kimyasal tepkime, kimyasal değişim ve kimyasal olay eş anlamlıdır.Tepkimelerin sembol ve formüllerle gösterilmesine ise tepkime denklemleri adı verilir.

Örn; Karbon + Oksijen ® Karbondioksit tepkimesi

C + O2 ® CO2 şeklinde gösterilir.

c) Yanma, paslanma (oksitlenme), nötürleşme, mayalanma, fotosentez, çökelme gibi olaylar kimyasal değişime örnek olarak verilebilir.

d) Kimyasal bir tepkimede;

Korunan nicelikler şunlardır

- Atomların türü ve sayısı

- Toplam kütle (Kütle değişimi önemsizidir.)

- Toplam elektriksel yük

- Toplam enerji

- Atomların çekirdek yapıları (Proton ve nötron sayıları)

Değişen nicelikler şunlardır:

- Molekül sayısı (Mol sayısı)

- Gaz tepkimelerinde hacim (Basınç ve sıcaklık sabit)

- Gaz tepkimelerinde basınç (Hacim ve sıcaklık sabit)

Ancak mol sayısının korunduğu tepkimeler de vardır.

Örn; 1H 2 (g) + 1Cl 2 (g) ® 2HCl(g)... gibi

S=32, O=16 ise aşağıdaki tepkimede korunan ve değişen nicelikler şöyledir:

2SO 2 (g) + O 2 (g) ® 2SO 3 (g) + ısı

Kütle : 128gr. 32gr. 160gr. Korunur

Mol sayısı : 2 1 2 Korunmaz

Molekül sayısı : 2N 0 N 0 2N 0 Korunmaz

Mol atom sayısı : 6 2 8 Korunur

Aynı koşullarda hacim : 2V V 2V Korunmaz

KİMYASAL TEPKİMELERİN SINIFLANDIRILMASI

A) ÖZELLİKLERİNE GÖRE :

  1. Yanma Tepkimeleri

  • Bir maddenin oksijenli verdiği tepkimelerdir.

Yanma tepkimesi için: yanıcı madde, hava(oksijen), tutuşma sıcaklığı gerekir.

Bu 3 faktörden birinin eksikliği yanmayı durdurur.CO2 gazının yangın söndürücü olmasının nedeni özkütlesinin havadan büyük olması ve yanıcı olmamasıdır.

  • Organik bileşikler yanarlar.

Organik bileşiklerden yapılarında yalnız C ve H bulunduranlara hidrokarbon denir.Genel olarak CxHy formülü ile gösterilirler.Yapılarında C ve H’ın yanı sıra O, S, N ve halojen (F, Cl, Br, I) bulunduran organik bileşikler de vardır.

  • Organik bir bileşiğin yanması sonucunda: CO2 oluşması bileşiğin C içerdiğini, H2O oluşması bileşiğin H içerdiğini, SO2 oluşması bileşiğin S içerdiğini, NO2 oluşması bileşiğin N içerdiğini kanıtlar.Oksijen havadan geldiği için bileşikte oksijen bulunup bulunmadığı ürünlerin türüne bakarak anlaşılmaz.

CS2 + 3O2 ® CO2 + 2SO2

C4H10O3 + 13 O2 ® 4CO2 + 5H2O

2

C4H10O3 + 5O2 ® 4CO2 + 5H2O

CS2’de C ve S olduğundan ürünler CO2 ile SO2’dir.C4H10’da C ve H olduğundan ürünler CO2 ve H2O’dur.C4H10 ile C4H10O3’ün yanma ürünleri aynıdır.Ancak oksijenin bir kısmı bileşik tarafından karşılandığından C4H10O3’ü yakmak için daha az miktarda oksijen yeterli olur.

  • Metallerin oksijenle birleşmesi paslanma ya da oksitlenme olarak bilinir.Bu tür tepkimelere yavaş yanma da denir.

3Fe + 2O2 ® Fe3O4

  1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri

Birden fazla maddenin birleşerek tek bir ürün oluşturduğu tepkimelerdir.Bu olayda yan ürün oluşmaz.

CaO + CO 2 ® CaCO 3

H 2 + Cl 2 ® 2HCl

C 2 H 4 + H 2 ® C 2 H 6

  1. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri

Bir bileşiğin kendinden daha basit yapılı maddelere ayrıştırılması tepkimeleridir.Elektroliz yolu ile ya da ısı alarak ayrışan maddeler vardır.

ısı

KClO 3 ® KCl + 3 O 2

2

ısı

2HgO ® 2Hg + O2

ısı

MgCO3 ® MgO + CO2

elektroliz

H2O ® H2 + 1 O2

2

  1. Yer Değiştirme Tepkimeleri

  • Aktif olan bir elementin, kendinden daha az aktif olan (pasif) bir elementle yer değiştirmesi ile gerçekleşen tepkimelerdir.

H2S + Cl2 ® 2HCl + S (Anyonların yer değiştirmesi)

Fe2O3 + Al ® Al2O3 + 2Fe (Katyonların yer değiştirmesi)

  • Sulu çözelti tepkimelerinin birçoğunda ise anyon ve katyonların her ikisi de yer değiştirir.

Çökelme ve nötrleşme tepkimeleri de yer değiştirme tepkimeleridir.

Fe2S3 (k) + 6HCl (suda) ® 2FeCl3 (suda) + 3H2S (g)

Çökelme:

AgNO3 (suda) + NaCl (suda) ® AgCl (k) + NaNO3 (suda)

Nötrleşme:

H2SO4 (suda) + 2NaOH (suda) ® Na2SO4 (suda) + 2H2O (s)

  • Organik bileşiklerde de yer değiştirme tepkimeleri vardır.

CH4 + Cl2 ® CH3Cl + HCl

  1. İyonik Tepkimeler

Sulu çözeltilerde gerçekleşen tepkimeler iyonların etkileşmesine dayanır ve tepkime ürünlerinden biri çökerek (çökelme), sıvı (nötrleşme) ya da gaz halinde ortamdan ayrılabilir.İyonik tepkimelerde sadece tepkimeye giren iyonlar gösterilir.Böyle denklemlere net iyon denklemi denir.

Nötrleşme: H+ (suda) + OH- (suda) ® H2O (sıvı)

Çökelme: Ag+ (suda) + Cl- ® AgCl (katı)

Zn (k) + 2H+ (suda) ® Zn+2 (suda) + H2(g)

B) ENERJİ DEĞİŞİMLERİNE GÖRE:

  1. Ekzoterm Tepkimeler

Oluşumu sırasında dışarıya enerji (ısı-ısşık) veren tepkimelerdir.Yanma tepkimeleri çoğunlukla ekzoterm tepkimelerdir.

C + O2 ® CO2 + ısı

H2 + 1 O2 ® H2O + ısı

2

Na + 1 Cl2 ® NaCl + ısı

  1. Endoderm Tepkimeler

Oluşumu sırasında dışarıdan enerji alan tepkimelerdir.

C + H2O + ısı ® CO + H2

2N2 + O2 + ısı ® 2N2O

  • Isı bakımından bir kapta ekzoterm bir tepkime gerçekleşiyorsa sistemin sıcaklığında artış olur; endoterm bir tepkime gerçekleşiyorsa sistemin sıcaklığında azalma olur.

C) MADDELERİN FİZİKSEL DURUMUNA GÖRE:

  1. Homojen Tepkimeler

Tepkimeye girenlerle ürünler aynı fazdadır.

2CO (g) + O2 (g) ® 2CO2 (g)

H2 (g) + F2 (g) ® 2HF (g)

Fe (k) + S (k) ® FeS (k)

  1. Heterojen Tepkimeler

Tepkimedeki maddeler farklı fazlardadır.

C(k) + O2 (g) ® CO2

Zn (k) + 2HCl (suda) ® ZnCl2 (suda) + H2 (g)

D) ELEKTRON ALIŞVERİŞİNE GÖRE:

  1. Redoks (İndirgenme – Yükseltgenme) Tepkimeleri

Bu tür tepkimelerde elektron alışverişi ve değerlik değişmesi vardır.

Zn0 (k) + 2H+ (suda) ® Zn+2 (suda) + H20 (g)

C0 (k) + O2 (g) ® C+4O2-2 (g)

  1. Redoks Olmayan Tepkimeler

Bunlarda elektron alışverişi, değerlik değişmesi yoktur.

Ag+1(NO3)-1 + Na+Cl- ® Ag+Cl- + Na+(NO3)-

E) GERİ DÖNÜŞÜNE GÖRE
  1. Tersinir Olmayan Tepkime

Girenlerin tamamen ürüne dönüştüğü tepkimelerdir.Organik maddelerin yanması, çökelme, kuvvetli asit ve bazların nötrleşmesi böyle tepkimelerdir.Tek yönlü olarak gösterilirler.

C 2 H 5 OH + 3O 2 ® 2CO 2 + 3H 2 O

  1. Tersinir Tekime

Ürünlerin kendi aralarında etkileşip girenleri oluşturduğu tepkimelerdir. Çift yönlü olarak gösterilirler.

CO 2 (g) + H 2 (g) « CO (g) + H 2 O (g)

F)VERİMLERİNE GÖRE:

  1. Artansız Tepkime

Tepkimeye giren maddelerin tümü tamamen tükenir.

  1. Tüm Verimler Gerçekleşen Tepkime

Tepkimeye giren maddelerin en az biri tamamen tükenir.Böyle tepkimelerde tepkimeye giren maddelerden ortamda daha düşük oranda bulunan tamamen tükenir.Artansız tepkimeler tam verimle gerçekleşen tepkimelerdir.

  1. Düşük Verimle Gerçekleşen Tepkime

Tepkimeye giren maddelerin hepsinden artar.

TEPKİME DENKLEMLERİNİN DENKLEŞTİRİLMESİ

Kimyasal tepkimelerin sembol ve formüllerle gösterilmesine tepkime denklemleri denir.Atomların türü ve sayısı korunduğundan, denklemin iki tarafındaki elementlerin eşitlenmesi için maddelerin başında gerekli katsayılar bulunmalıdır.

Örn; C 3 H 8 gazı O 2 ile yanarak CO 2 ile H 2 O oluşturur.Tepkimede yer alan maddelerin en küçük tamsayılarla denkleştirilmesi sonucunda O 2 ’nin katsayısı ne olur?

C3H8 + O2 ® CO2 + H2O

tepkimesinde tepkimeye giren C3H8’i 1 mol alırsak:

  • C sayılarının eşit olması için CO2’nin başına 3 katsayısı getirilir.

  • H sayılarının eşit olması için H2O’nun başına 4 katsayısı getirilir.

  • Bu durumda ürünlerde 10 mol O atomu bulunduğuna göre, tepkimeye giren O2’nin de 5 mol olması gerekir.

O halde tepkimenin denkleşmiş hali:

C3H8 + 5O2 ® 3CO2 + 4H2O şeklindedir.

Asİtler - Bazlar

15/12/2009

ASİTLER VE BAZLAR

ASİTLER

Asitler, çözeltiye hidrojen iyonu bırakan bileşiklerdir. Bütün asitler hidrojen (H+) içerir. Genelde;

1- Ekşi bir tada sahiptirler.
2- İndikatörlerin rengini değiştirirler. (Asitler litmus kağıdını kırmızıya çevirirler).
3- Bazlarla reaksiyona girdiklerinde tuz ve su oluştururlar. Bundan başka çok çeşitlilik gösteren başka özellikleri de bulunur. Bu spesifik özellikler, anyon muhtevası ve ayrılmamış molekülerden dolayı olur. Çeşitli asitlerin molekülleri, çözeltiye farklı miktarda serbest Hidrojen bırakma eğilimindedirler.

Hidroklorik asit (güçlü asit)
HCI H + CI –

Asetik asit (zayıf asit)
C2 H4 O2 (CH3COOH)
Asetik asit; (sirke) zayıf iyonize olur ve serbest oksijenden az miktarda çözeltiye bırakır. Güçlü asit ve bazlar iyonlarına ayrılır ve ayrılmış halde bulunur. Bu asit olarak tek yönlü ok ile ifade edilir. Zayıf asit ve bazlar sürekli olarak iyonizasyon prosesi altındadırlar. Serbest iyonlar sürekli olarak tekrar kombine olurlar. Bu durum çift yönlü ok ile belirtilir.

Asidik olan bir su asit nötralizerleri ile arıtılır. Su asidik ise geçtiği yerlerde zamanla mavi-yeşil lekeler ortaya çıkar. pH testleri ile suyun asidik olup olmadığı anlaşılabilir.
Asit nötralizer olarak kalsit kullanıldığı zaman suya karışan çözünmüş kireç taşları su sertliğinin artmasına neden olur. Kaynakwh:

Asİtler Ve Bazlar

Soda veya sodyumhidroksit ile de pHyükseltilebilir.

BAZLAR

Bazlar, hidroksit iyonu bırakan maddelerdir. Örnek olarak Sodyum hidroksit (NaOH) ve amonyum hidroksit (NH4OH) verilebilir.

Sodyum hidroksit,
Na OH Na + + OH –

Amonyum hidroksit,
NH4OH NH4+ + OH –

Genelde;
1- Acı tada sahiptirler.
2- Kaygan hissiyatı verirler.
3- İndikatörlerin rengini değiştirirler. (Litmus kağıdını mavi yaparlar).
Amonyum hidroksit, zayıf bir bazdır ve çökeltiye az miktarda hidroksit iyonu bırakırlar. Güçlü baz ve zayıf baz durumu da asitlerde olduğu gibidir.

pH

pH suyun asitlik veya bazlık durumunun bir ölçüsüdür ve logaritmik bir ölçüdür. Saf su H ve OH iyonları açısından dengelidir ve PH değeri 7’dir.

PH<7 ise asidik , PH>7 ise baziktir.

PH H+ iyonlarının elektrik potansiyellerine bağlı olarak veya renk indikatörleri ile ölçülebilir.Düşük PH’lı sular çoğunlukla, hız kısıtlayıcı reaksiyon olan katot reaksiyonunu kolaylaştırıp, korozyonu artırır. Bu parametre içme suyunun güvenliği hakkında direk bilgi vermez. Düşük pH ve aynı zamanda düşük TDS ‘li sular korozif olduğu için borulardaki birtakım zehirli metalleri çözebilir. Yüksek pH ‘a sahip sularda da pH’ı yükselten kimyasalların zararlı olup olmadığı belirlenmelidir.
pH: hidrojen iyon konsantrasyonu veya sudaki hidrojen potansiyeli.

pH’ın asitlik ve alkalilikle ilişkisi

Asidite,alkalinite ve pH derecesi ayrı ayrı şeylerdir. Mesela hidroklorik asidin, sülfirik asidin ve hidroklorik asidin 0.1 normal eriyiklerinin (1 litre suda 1 litre eşdeğer gram ağırlıkta asit bulunan eriyik normal eriyiktir.) asiditesi birbirinin aynıdır. Halbuki bu eriyiklerin pH değerleri farklı ve sırasıyla 1.08, 1.20,2.889’dur. Asitlik bir yetenek faktörü olup bazları nötürleştirmek kapasitesi olarak belirlenir; aynı şekilde alkalilikte bir yetenek faktörüdür ve asitleri nötrleştirme kapasitesidir. Halboki pH değeri aksine bir şiddet, yoğunluk faktörü olup hidrojen iyonlarının konsantrasyonunu gösterir. PH değeri asitlik ve alkalilik aktivitesinin (faaliyet derecesinin) bir ölçüsüdür.
Alkalilik bir sudaki HCO3, CO3 ve OH köklerinin toplamının me/lt veya mg/lt cinsinden eşdeğeri kalsiyum karbonat olarak verilmektedir. Asitlik de aynı şekilde sudaki SO4,CI,NO3 ve diğer asit köklerinin toplamına karşı gelen eşdeğer CaCO3 miktarını me/lt veya mg/lt cinsinden göstermektedir.
Yani alkalilik ve asitlik terimleri eriyikte mevcut HCO3 ve SO4 gibi birçok köklerin ağırlığını göstermekte fakat bunların hiçbiri eriyiğin kimyasal aktivitesi hakkında fikir vermemektedir. Halbuki pH , eriyiğin kimyasal aktivitesinin bir ifadesidir; zira eriyik ne kadar aktif ise o kadar çok iyonize olacak ve içindeki H+ iyonu miktarıda ona göre artacaktır.
Önemli asit ve bazların özellikleri ve kullanıldığı alanları aşağıda bulabilirsiniz.

FORMİK ASİT(HCOOH):

Bakterilere küf ve mayalara etki eder...
Mikrobik bozunmayı önlemek için gıdalarda koruyucu olarak kulanılır... ( Karınca salgısında bol miktarda bulunur)

ASETİK ASİT(CH3COOH):

Sirke asidi olarak bilinir. Asetik asitin %5-8 likçözeltisİ sirke olarak kullanılır. Asetik asit birçok ilaç endüstri maddesinin kullanılmasında kullanılır.Tahriş edici bir kokouya sahip bir sıvıdır. Alüminyum asetat tuzu,taze kesilmiş yaralarda kan dindirici olarak kullanılır.

SORBİK ASİT(HC6H7O2):

Küf ve mayaların gelişmesine engel olur.Bu özelliğinden dolayı yiyeceklerde antimikrobik koruyucu olarak kullanılır. Kokusu lezzeti yoktur.


SÜLFÜRİK ASİT(H2SO4):

Endüstüride kullanılan en önemli asit ve dünyada en çok üretilen kimyasallardan biridir. SO2 gazı kullanılarak Kontakt metodu denilen bir metotla üretilir. Endüstride birçok alanda kullanılan bu asit,özellikle gübre üretiminde,amonyum sülfat üretiminde,patlayıcı yapımında,boya sanayinde,petrokimya sanayinde kullanılmaktadır.

BENZOİK ASİT(C6H5COOOH):

Beyaz renkli iğne ve yaprakçık görünümünde bir maddedir.Gıdalarda mikrobik bozunmayı önlemek için kullanılır. En çok kullanıldığı alanlar,meyva suyu,marmelat,reçel,gazlı ,içecekler,turşular ,ketçap ve benzeri ürünlerdir. Benzoik asit, bir çok bitkinin yaprak ,kabuk ve meyvelerinde bulunur.Benzoik asit genellikle sodyum tuzu olarak (Sodyum benzoat) kullanılır. İlave edildiği bitkinin tadını etkiler.

FOLİK ASİT :

Folik asit dokularında az da olsa bulunur.Folik asit en çok koyu yeşil yapraklı sebzeler ve gıda olarak kullanılan hayvanların böbrek ve karaciğerlerinde bulunur. Biftek, huhubat, sebzeler,domates,peynir ve sütte az miktarda bulunur.Folik asit eksikliğinde vücutta anemi (kansızlık )ortaya çıkar.

HİDROJEN SÜLFÜR(H2S):

Renksiz bir gazdır. Kokmuş yumurtayı andıran bir kokusu vardır. Çok zehirlidir. Uzun zaman solunduğunda insanı öldürebilir. Havada seyreltik olarak bulunduğunda yorgunluk ve baş ağrısı yapar.

NİTRİK ASIT(HNO3):

Nitrik asit,dinamit yapımında kullanılır. Nitrik asitin gliserin ile reaksiyonundan nitrogliserin meydana gelir. Ayrıca nitrik asit NH4NO3 içeren gübrelerin üretiminde kullanılır.

FOSFORİK ASİT(H3PO4):

Saf fosforik asit,renksiz kristaller halinde bir katıdır. Fosforik asit,en çok fosfatlı gübrelerin yapımında ve ilaç endüstrisinde kullanılır.


HİDROFLORİK ASİT(HF):

Hidroflorik asit yüksek oktanlı benzin yapımında ,sentetik kriyolit (Na3AlF6) imalatında kullanılır. Ayrıca hidroflorik asit camların üzerine şekiller yapmak için kullanılır. Bu iş için,önce cam eşya yüzeyi bir parafin tabakası ile kaplanır.

Sonra parafinin üzerine bir çelik kalem ile istenen şekil çizilir. Bu çizgilere hidrojen florür gazı veya çözeltisi tatbik edilir. Camdaki parafin temizlendikten sonra camda yalnız sabit şekiller kalır.

SODYUM HİDROKSİT(NaOH):

Beyaz renkte nem çekici bir maddedir. Suda kolaylıkla çözünür ve yumuşak kaygan ve sabun hissi veren bir çözelti oluşturur. Sodyum hidroksit,laboratuvarlarda CO2 gibi asidik gazları yakalamak için kullanılır. Endüstride bir çok kimyasal maddenin yapımında ,yapay ipek,sabun,kağıt,tekstil,boya, deterjan endüstrisinde ve petrol rafinerilerinde kullanılır.

POTASYUM HİDROKSİT(KOH):

Endüstride arap sabunu üretiminde,pillerde elektrolit olarak ve gübre yapımında kullanılır. Kaynakwh:

Asİtler Ve Bazlar

KALSİYUM HİDROKSİT(Ca(OH)2):

Beyaz bir toz olup,suda hamurumsu bir görünüş alır. Sönmemiş kirece su ilave edilmesi ile elde edilir. Kalsiyum hidroksit asidik gazların uzaklaştırılması (Hava gazından hidrojen sülfürün uzaklaştırılması gibi),kireç ve çimento yapımı alanlarında kullanılır.

AMONYAK(NH3):

Renksiz,kendine özgü keskin kokusu olan bir gazdır. Sıvı amonyak özellikleri bakımından suya benzer, polar yapıdadır,hidrojen bağı yapar ve su gibi iyonlarına ayrışır. Amonyak endüstride en çok azotlu gübrelerin ve nitrik asitin üretiminde başlangıç maddesi olarak kullanılır. Zayıf baz olarak ve birçok Laboratuvarlarda ise amonyak ,zayıf baz olarak ve birçok kimyasal maddenin elde edilmesinde kullanılır. Amonyak bilhassa nitrik asit ve amonyum tuzları imalatında,üre,boya,ilaç ve plastik gibi organik madde imalatında kullanılır. Amonyak gazı normal sıcaklıkta basınç uygulandığında kolaylıkla sıvılaşır oluşan bu sıvının buharlaşma ısısı yüksektir (327 kcal/g ) bundan dolayı amonyak endüstride soğutucu olarak kullanılır.

HİDROSİYANİK ASİT(HCN):

Tabiatta bulunan zehirlerin en kuvvetlisidir. HCN’nin kokusu şeftali çekirdeği içi kokusuna benzer. Metreküpte 34 miligram HCN varlığında kokusu hissedilir. Öldürücü dozu konsantrasyonuna bağlıdır. Mesala,200 mg/m3 konsantrasyonda öldürücü doz 2000 mg dk/m3’tür.

Su arıtımı

15/12/2009

"YUMUŞAK-SERT SULAR" VE SAĞLIĞA ETKİLERİ


Sertlik terimi, suda bulunan polivalan iyonlar sayısını, özellikle kalsiyum ve magnezyum miktarını belirtmek için kullanılır. Ne var ki bu terim yetersiz kalmaktadır.

Sert sular, sağlığa doğrudan zararlı olmasa bile yemek pişirmeye ve içmeye elverişli değillerdir. Ayrıca bu nitelikteki su, çamaşır yıkamada ya da sanayide kullanılırsa, çok sabun sarfına neden olacağı gibi kazan ve boruların içine kireç tabakasının yığılmasına da yol açar.

Sulardaki sertlik iki türlüdür. Bikarbonatların oluşturduğu "geçici sertlik" ve kalsiyum ve magnezyum sülfatların oluşturduğu "kalıcı sertlik"tir.

Suyun sertliğini gidermek için; toz halinde kireç ya da soda (kalsiyum karbonat) kullanılır. Kireç, geçici sertliği, soda, kalıcı sertliği giderir. Bu amaçla evlerde ve sanayi kuruluşlarında, içinde sodyum alüminyum bulunan vebolit, permutit gibi iyon değiştirme aygıtları kullanılır.

SUYA SERTLİĞİNİ VEREN MADDELER VE SERTLİK DERECESİ

Suların içinde erimiş halde bulunan kalsiyum ve magnezyum tuzlarından kaynaklanan sertlik (acılık), suyun içme, endüstri ve hizmet alanında kullanımı için önemli bir kalite özelliğidir.

Kalsiyum ve magnezyum bikarbonat tuzları Ca(HCO3)2 ve Mg(HCO3)2 "geçici sertliği" veya "karbonat setliğini", kalsiyum ve magnezyumun klor, sülfat, nitrat, fosfat ve silikat tuzları ise "kalıcı sertliği" meydana getirirler. Kalıcı ve geçici sertlik birlikte "toplam sertliği" veya "genel sertliği" oluştururlar. Genel olarak "karbonatlar geçici sertliği, sülfatlar kalıcı sertliği verirler" denir.

Suların sertlik derecesini ölçülebilmesi için kullanılan pratik yöntem, sabun solüsyonu yöntemidir. Bu yöntemde; sertliği veren Ca ve Mg elementleri, sabundaki Na ve potasyumun yerine geçerek suda erimeyen bileşikler yapar. Herkes tarafından bilinen sert suların, zor köpürmesinin nedeni budur. Sabun solüsyonu kullanarak, suda devamlı bir köpük elde edilmeye çalışılır. Bu işlemde harcanan sabun solüsyonu miktarı genel sertlik hakkında bilgi verir. Su kaynatıldıktan sonra, yine aynı yöntemle kalıcı sertlik ölçülebilir. (Geçici sertlik = Genel sertlik - Kalıcı sertlik) formülü kullanılarak geçici sertlik hesaplanabilir.

Yumuşak sulara göre sert sularla yıkanan çamaşırlar, daha fazla sabun gerektirmektedir. Bununla birlikte sertlikle ilişkili yapı suda fazla sabun kullanımımı azaltacak ekonomik yapıya ilişkili bir sınır değer yoktur. Sentetik deterjanların geliştirilmesi ile birlikte bunların içerdiği yumuşatıcı maddeler sertliği ekonomik problem olmaktan zaten çıkarmıştır.

İNSAN VÜCUDU SUDAKİ MİNERALLERE MUHTAÇTIR

Normal insan, günde 2 litre su alır ve toplam su alımının %60'ını içme suyu oluşturur. İnorganik elemanlar, düşük yoğunlukta olsalar da; sudan alınan toplam miktar hiçte küçümsenecek gibi değildir. Dahası sudaki mineraller, serbest iyonik ve kolay emilebilir şekildedir.

Normal içme suyu alımı bir insanın lityum, çinko, kalsiyum, bakır, magnezyum, demir ve flor gereksiniminin % 10'unu karşılar. Bu miktar, gıdaların mineralden zengin olduğu yerlerde önemli olmayabilir. Birçok ülkede görüldüğü gibi gıda rejimindeki marjinal mineral yetersizliği vakalarında görüldüğü gibi küçük bir ilave yaşam boyu sağlıklı olmak ya da olmamak arasındaki farkı ortaya çıkarır.

İçinde fazla miktarda kalsiyum ve magnezyum tuzu bulunan sular sert sulardır. Suları tanımlamada kullanılan birimler değişiktir. Ülkemizde Fransız sertlik derecesi kullanılır. Bu ölçüme göre; bir sertlik derecesi, litrede 10 mg kalsiyum karbonata eşittir. Çok yumuşak sular 0-7,2 sertlik derecesinde, çok sert sular 54 ve daha fazla sertlik derecesindedir (Tablo 1).

Suların sertliği 100ml (veya 1 litre) suda kalsiyum oksit veya karbonatlarının miktarı ölçü alınarak miliekivalan veya "sertlik derecesi" birimi ile ifade edilir. İçme suyu ile ilgili ölçümlerde miliekivalandan ziyade sertlik derecesi birimi tercih edilir.

Çeşitli ülkeler farklı sertlik dereceleri kullanmaktadır, bunlar arasında en sık kullanılanları ve karşılığı olan kalsiyum oksit veya bikarbonat miktarları şu şekildedir;
1 Alman sertlik derecesi =100 ml suda 1 mg CaO
1 Fransız sertlik derecesi =100 ml suda 10 mg CaCO3
1 İngiliz sertlik derecesi =700 ml suda 10 mg CaCO3
1 USA sertlik derecesi =100 ml suda 0.1 mg CaCO3

Tablo 1. Sertlik derecelerine göre suların sınıflandırılması.

 

Suyun Sertliği Alman Fransız İngiliz
Çok yumuşak 0 - 4 0 - 7.2 0 - 5
Yumuşak 5 - 8 7.3 - 14.2 6 - 10
Orta sert 9 - 12 14.3 - 21.5 11 - 15
Oldukça sert 13 - 18 21.6 - 32.5 16 - 22.5
Sert 19 - 30 32.6 - 54.0 22.5 - 37.5
Çok sert 30'dan fazla 54'den fazla 37.5'ten fazla

(ABD sertlik derecesi = Fransız sertlik derecesi x 10)


(1 Fransız SD = 0.56 Alman SD. = 0.70 İngiliz SD.)

DSÖ, içme suyunda azami kabul edilebilir kalsiyum yoğunluğunun, 75 mg/lt ve azami izin verilebilen kalsiyum yoğunluğunu, 200 mg/lt olarak vermiştir. Suların sertlik derecesi toplumların alışkanlıklarına göre değişiklik gösterir hatta 500 mg/lt üstü tolere edilebilmektedir.

SULARIN SERTLİĞİNİN SAĞLIĞA ETKİLERİ


Yumuşak sular, agresiv oldukları için iletim hatlarında korozyona neden olurlar. Bu sular, yüksek geçirgenlikleri nedeniyle temas ettikleri kurşun, bakır, çinko, kadmiyum, ve buna benzer toksik metalleri daha yüksek yoğunluklarda içerebilirler. Sularda kalsiyum ve magnezyum bikarbonatları karbondioksit ile denge halindedir. Yüksek karbondioksit derişimine sahip yumuşak sular kireç suyuna karşı agresivdir.

Suyun sertlik derecesi, sağlık koşullarından çok, ekonomik ve estetik bakımdan çok önemlidir. Yumuşak sulara göre sert sularda, gerek banyo gerekse çamaşır yıkama amaçlı uygulamalarda daha fazla sabun tüketilmektedir.

İçilmesi zor olacak kadar kaba olmamak şartıyla, sert suların içilmesinin, sağlık için zararlı olduğu kanıtlanamamıştır. Hatta büyüme çağında bulunanlar için bu sular faydalıdır. Fazla magnezyumun purgatif gibi tesiri düşünülebilirse de maden sularından başka kullandığımız diğer sularda magnezyum bu düzeylere ulaşamaz.

Suyun serliğinin sağlık üzerine herhangi bir etkisi yoktur ancak; içimi hoş olan sular, daha çok orta sertlikte sulardır. Sert sular, fazla sabun sarfına neden olmaları ve endüstriyel kullanıma uygun olmamaları nedeniyle tercih edilmezler.

Kalsiyum, insan vücudunun en önemli ve en bol mineral içeren elemanıdır. Yeterli kalsiyum alımı, normal büyüme ve sağlık için esastır. Sert sular, kalsiyum kaynağı olarak ve özellikle bu maddenin eksik olduğu durumlarda çok önemlidir. Örneğin, Londra'da sudan alınan kalsiyum alımı 110 mg'dır. Bu miktar günlük alımımızın %5'ini oluşturur.

Fazla sert suların, böbrekleri irrite ettiği, böbreklerde, safra kesesinde, mesanede taş oluşturduğu, damarların kireçlenmesine neden olduğu hakkındaki iddialar kanıtlanamamıştır. Aksine, kireçsiz sularla beslenen hayvan yavrularının büyüyemedikleri; kireçli sularla beslenen hayvan yavrularına oranla büyümelerinin geri kaldığı saptanmıştır. Ancak fazla sert suların sindirilmeleri yumuşak sulara göre biraz güçtür. Bu nedenle genel sertlik derecesi 30'dan ve kalıcı sertlik derecesi 12'den fazla olan suların içilmemesi tavsiye edilirse de suyun içimindeki kolaylıkta suyun ısısının da rolü vardır.

Kalsiyumun büyük bir biyolojik önemi vardır ve insan organizmasında en yoğun şekilde bulunan katyondur. Vücutta bulunan kalsiyumun büyük kısmı, kemik dokusunda "hidroksi apatit" 'kristalleri halinde fosfatlarla birlikte bulunur. Kemiğin yapısında başlıca tuzu teşkil eden kalsiyum fosfatın yanında kalsiyum karbonat, fluorid, sitrat, Na, K, Mg' da bulunur. CaF2 'de az miktarda diş minesinde de bulunur. Kalsiyumun plazmadaki düzeyi %10 mg civarındadır.

Alınan besinlerde yeter miktarda kalsiyum olduğunda, bir kalsiyum yetersizliği söz konusu olmaz. Ancak vücudun magnezyum gereksinimi yeterince sağlanamaz. Kalp hastalıklarındaki ölümlerle, içme ve kullanma sularının yumuşaklığı arasında ilişki vardır. DSÖ tarafından düzenlenen bir uzmanlar grubu toplantısında; magnezyumun, insan sağlığıyla; özellikle bebeklerin ani ölüm sendromuyla ilişkisi üzerinde araştırma yapılması önerilmiştir.

SERT SULAR YUMUŞAK SULARDAN DAHA İYİDİR

Kurşun, bakır ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin, sert sularda daha az olduğu düşünülmektedir. Sudaki kalsiyum, bu koruyucu etkide önemli rol oynamaktadır. Biyolojik olarak kalsiyum, zehirli iyonların, barsaklardan emilerek kana karışmasını da engeller.

Suyun sertliği ile (hardness) kalp-damar hastalıklarındaki ölüm oranları arasında ters ilişki saptanmıştır. Ama bunun sudaki kalsiyum veya magnezyumdan herhangi birinin bulunup bulunmamasına ait kesin deliller yoktur. Şehir sularının yumuşatılmasına ait herhangi bir kısıtlama veya minimum kalsiyum veya magnezyum seviyesinin sağlanmasına ait tavsiyeler olmamakla birlikte; bunların varlığı gerekmektedir. İlave olarak bunların sağlığa yan tesirleri hakkında kesin delil de yoktur.

Tatlı veya yumuşak su bulunan bölgelerde yaşayanlarda, aterosklerotik ve dejeneratif kalp hastalıklarıyla hipertansiyonun ve kardiyovaskuler ani ölümlerin daha sık görüldüğü saptanmıştır. Genellikle doğa da bulunan sularda, üç kısım kalsiyum iyonuna karşılık bir kısım magnezyum vardır. Bu oranın, gerek sağlık gerekse teknik açıdan sakıncası yoktur. İçme ve kullanma suyunun sertliğini gidermeye, ya da minerallerini ve tuzunu azaltmaya yönelik girişimler esnasında, sudaki magnezyum ve kalsiyum miktarları çok düşük düzeylere inebilir.

Kalsiyum yokluğunun, kalp-damar hastalıklarının meydana gelişinde, nasıl rol oynadığını gösteren bir takım hipotezler ortaya atılmıştır. Serum lipid düzeylerini düşürdüğü ve kas kasılmaları için gerekli olması açısından kalsiyum yokluğunun, bazı damar hastalıklarını daha da kötüleştirdiği ileri sürülmektedir.

Yumuşak sular tatsız ve yavan olur. Öte yandan yumuşak suların,Sertliğin 2 edg/metreküp den küçük olması halinde; daha büyük bir olasılıkla kalp, damar ve tiroit hastalıklarına neden olduğu saptanmıştır. Kalsiyum ve magnezyum için bireysel tolere edilebilir düzey bilinmemektedir.

SULARIN SERTLİĞİNİN GİDERİLMESİ


Suyu pratik ve estetik amaçlarla yumuşatma işlemini tekrar gözden geçirmek gerekir. DSÖ'nün araştırmalarına göre suda zaten doğal olarak bulunan mineral içeriğini korumak için suyu yumuşatma işlemine daha ihtiyatlı bir yaklaşım içinde olmak lazımdır. Öneriler suyun yumuşatılmasından kaçınılması ya da yalnızca sanayide ve diğer özel amaçlı kullanımlar dışında suyun yumuşatılmaması yönündedir.

Su kaynaklarının sertleştirilmesine yönelik çalışmalar yoktur, sertleştirme uygulanarak karşılaştırma yapılmamıştır. Bireysel fazla su tüketicileri örneğin çamaşırhanelerde suların yumuşatılması tavsiye edilebilir. Fakat kalıcı sertliği gidermek için suya soda katıldığında sodyum sülfatın suya karışmaması istenir. Bu bazı endüstriyel alanlarda kazanlara zarar verir ve suyun alkaliliğini arttıracağı için klorlama işlemi sırasında klorun etkinliğini azaltır. Bu nedenlerle suların sertliğinin giderilmesi için günümüzde daha çok iyon değiştirici maddelerden yararlanılmaktadır. Bunlar evlerde kullanılabilecek şekilde üretilmeye başlanmıştır. Suların sertliğini gidermek için elektroliz yönteminden de yararlanılmaktadır, ancak bu işlem oldukça pahalı olduğu için yaygın kullanıma sahip değildir.

Geçici setliği gidermek için sular kaynatılır veya sönmüş kireç suya ilave edilerek kalsiyum ve magnezyumun karbonatları oluşturulup çökmeleri sağlanır. Kalıcı setliği gidermek için suya, soda (Na2CO3) ve sodyum hidroksit (NaOH) ilave edilerek kalsiyum ve magnezyumun suda erimeyen karbonat ve hidroksitleri oluşturularak çöktürülür. Suyun yumuşatılması, özellikle değişim yöntemi kullanıldığında, suyun içersinde önemli miktarda sodyum karışmasına, bunun ise düşük sodyumlu diyet alması gereken toplum grubunun olumsuz etkilenmesine yol açtığı bilinmektedir.

Evdeki yumuşatıcıların büyük çoğunluğu iyon değişim esasına dayanmaktadır. Önemli miktarda sodyumun suyun içersine karışmasına neden olabilir ve tüketicilerin büyük bölümünün farkında olmaksızın yüksek sodyum diyeti almalarına neden olabilir. Bu durumda su kalitesinin merkezi olarak sağlanması gerektiği, bunun tek tek evlere ve kişilere bırakılamayacağı, bu gibi uygulamaların maliyette gereksiz artıma neden olabileceği; üstelik sonucunda belirsiz olacağı kesin olarak kabul edilmektedir.

Suyun sertlik derecesinin sağlık üzerine zararlı bir etkisi yoktur. Hangi sertlik derecesinde bulunan suların içilmemesi için de limit söylenemez. Suyun içerdiği kalsiyum vücuda fizyolojik olarak gereklidir. Özellikle büyüme ve gelişme çağında ki kimseler, günlük kalsiyum ihtiyaçlarının büyük bir kısmını sulardaki kalsiyum tuzları ile karşılarlar.

SUYUN SERTLİĞİNİ GİDERME YÖNTEMLERİ

a. Havalandırma: Bu yöntemle, suda erimiş halde bulunan bikarbonatların CO2 'si uçurulmuş olur. Böylece suda erimeyen bikarbonat tuzları çöktürülerek, su yumuşatılmış olur.

b. Kalsiyum oksit (CaO) ile muamele etmek: Böylece suda suda erimiş bulunan Ca ve Mg tuzları, erimeyen Ca ve Mg tuzları halinde çöktürülmüş olur.

c. Soda (Na2CO3) ile muamele etmek: Böylece suda suda erimiş bulunan Ca ve Mg tuzları, erimeyen Ca ve Mg tuzları halinde çöktürülmüş olur.
CaSO4 + Na2CO3 -- CaCO3 + Na2SO4

d. Zeolitler (Z) kullanılarak sertlik azaltlabilir:
1) Tabii zeolit: Yeşil kum veya killerden elde edilir.
2) Sentetik zeolitler: Vebolitlerdir.
Na2Z + (Ca,Mg) CO3 ---- (Ca,Mg) Z + Na2CO3

(Ca,Mg) Z + 2 NaCl ---- Na2Z (erimez kalır) + (erir geçer) (Ca,Mg) Cl2

REÇİNELER


e. Resinler(reçineler): Asidik reçineler, katyonları tutar, bazik reçineler, anyonları tutar.

Suyu yumuşatmanın en pratik yolu, iyon değiştirici reçine kullanmaktır. İyon değiştirici reçineli sistemler, genelde sodyum iyonları ile sertlik iyonlarını yer değiştirterek çalışırlar. işlem esnasında, su, reçine tanecikleri arasından süzülerek geçer. Reçine tanecikleri, üzerindeki elektrik yükü sodyum iyonlarını, reçine taneciği üzerinde tutar. Ancak, reçine taneciklerinin, aynı zamanda "sertlik minerallerini tutma kabiliyeti" de vardır. Reçine taneciklerinin, sertlik minerallerini tutma kabiliyeti, sodyum iyonlarını tutma kabiliyetine göre daha fazladır. Bu şekilde iyon değişimi gerçekleşir.

Belli miktarda sert su, reçine yatağından geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamıyla, sertlik mineralleriyle kaplanır. Bu durumda, sertlik minerallerinin tutulması son bulur. Sertlik iyonlarının, tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin, sertlik minerallerinden kurtarılarak, tekrar sodyum taneciklerinin bağlanması gereklidir. Bu işleme 'rejenerasyon' adı verilir. Rejenerasyon esnasında, tuzlu su,reçine tankına verilir ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankında biriken yüksek konsantrasyondaki sodyum iyonları, sertlik iyonlarını, reçine taneciklerinden ayırır. Reçine, daha sonra temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik mineralleri tanktan atılır. Reçine tankı, tekrar sertlik iyonlarını tutmaya hazır durumdadır.

f.Süzgeç çeşitleri: Suyun sertliğini azaltmada kullanılablir. Süzgeç çeşitleri şunlardır:
* Plastik süzgeçler,
* Ayaklı amyantlı süzgeç,
* Şeitz (şamdan) süzgeç,
* Berkefield (nehir ve göllerde kullanılan) süzgeç,
* Chamberlein süzgeci


KUVVETİN CİSİMLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ:
1. Kuvvet cisimleri hareket ettirir. (Bir cismi elinizle iterseniz onu hareket ettirebilirsiniz.)
2. Hareket eden cisimleri durdurur. (Hareket eden bir cisme hareket yönüne zıt bir kuvvet uygulanınca cisim yavaşlar ve durabilir.)
3. Hareket eden cisimlerin hareket yönünü değiştirir.
4. Cisimlerin şeklini değiştirir.

1.Hareket neye denir?
 Bir cismin seçilen bir ilk başlangıç noktasına göre zamanla yer değiştirmesine hareket denir.
 2.Bir cismin kendisinin hareket ettiğini nasıl gösterir?
 Bir cismin sabit kabul edilen bir noktaya göre zamanla uzaklığının değişmesi cismin hareket ettiğini gösterir.
 3.Ne ne zaman ve niçin hareket edilir?
 Bir yerden bir yere gitmek için hareket edilir.İstediğimiz mesafeye ulaşmak için,hareket eder ve yol alırız.O da bizim yer değiştirmemiz olur.İstediğimiz zaman hareket eder,bir yerden bir yere varırız.
 4.Hareketsiz cisim nedir?
 Bir cisim sabit noktadan uzaklaşıp yer değiştirmiyorsa,böyle cisimler hareketsiz
 cisimdir.
 5.Bir cisim ne zaman hızlı ne zaman yavaş hareket eder?
 Hareketsiz bir cismi harekete geçirmek için buna kuvvet uygulamamız gerekir.
 Kuvvetin etkisi olmadan bir cisim hareket etmez.Etki eden kuvvetin büyüklüğüne göre hızlı ya da yavaş hareket eder.Etki eden kuvvet büyük ise cisim hızlı,kuvvet az ise cisim yavaş hareket eder.
 6. Yer değiştirme ne demektir?
 Her hangi bir varlığın bir yerden başka bir yere gitmesi yani hareket ederek uzaklaşmasıdır.
 Örneğin:Yerimden kalkıp,çöp kutusuna kalem açmam ve geri dönüp yerime oturmam,yer değiştirmeye örnektir.
 7.Yer değiştirme ile alınan yol arasında bir ilgi var mıdır?
 Yer değiştirme yol almak demektir.Ne kadar yer değiştirmiş isem o kadar yol almışım demektir.
 8.İlk konum ile son konum ne demektir?
 Evden arabaya bindim hareket ettim.İşyerime geldim.İlk konum yola çıktığım yer yani evimdir.Son konum iş yerim yani vardığım yerdir.
 9.Bir otomobilin veya bir insanın yer değiştirmesi nasıl bulunur?
 Bir taşıtın veya insanın ilk başlangıç yeri, ilk konum demektir.Son vardığı yer ise son konumdur.
 Yer değiştirme= son konum- ilk konum
 Formülü ile bulunur.
 SORU: Evden okula doğru giden Rıfkı,okul geldiğinde 450m yol gittiğini söylüyor.
 a) Rıfkı’nın ilk konumu ile son konumu neresidir?
 b) Rıfkı ne kadar yer değiştirmiştir?
 c) Rıfkı ne kladar hareket etmiştir?
 a)Rıfkının ilk konumu hareket yeri olan evidir.Yani 0 (sıfırdır)
 Rıfkının son konumu ise vardığı yer yani okuldur. 450 metredir.
 Yer değiştirme= son konum-ilk konum
 Yer değiştirme= 450m-0 Yer değiştirme=450m olur.
 10.Hızlanan hareket ne demektir?
 Hareketli bir varlığın eşit zaman aralıklarında aldığı yol artıyorsa,bu hrekete hızlanan hareket denir.
 11.Yavaşlayan hareket ne demektir?
 Hareketli bir varlığın eşit zaman aralıklarında aldığı yol azalıyorsa,bu harekete yavaşlayan hareket denir.Yavaşlayan harekette hız sürekli olarak azalır.
 12.Ortalama hız ne demektir?
 Bir taşıtın hareketi süresince yer değiştirmesinin toplamının hareket için geçen süreye ortalama hız denir.
 Toplam yer değiştirme
 Ortalama hız=─────────────────
 Toplam geçen süre(zaman)
 SORU:Bir araç 480 metrelik yolu 12 saniyede alıyor.Bu aracın bir saniyedeki ortalama hızı kaç metre /saniyedir?
 Alınan yol=480m
 Zaman= 12 saniye
 Ortalama hız = ? yol 480
 Ortalama hız=────── Ortalama hız=────=4m/sn’dir
 Zaman 12
 13.Bir varlığın yörüngesi ne demektir?
 Hareketli bir cismin veya bir taşıtın izlediği yola o hareketlinin yörüngesi denir.Yörüngeler doğrusal ya da eğrisel şekillerde olabilir.Hareketler yörüngelerine göre adlandırılır.
 Buna göre;düzgün doğrusal hareket,eğrisel hareket,dairesel hareket.
 14.Kuvvet neye denir?
 Duran bir cismi hareket ettiren,hareket halindeki bir cismi durduran ve cisimler üzerinde şekil değişikliği yapan nedene kuvvet denir.
 15.Kuvvetin etkileri nelerdir?
 a)Duran bir cismi hareket ettirebiliriz.
 b)Hareket halindeki bir cisim durdurulabilir.
 c)Hareketli bir cismin hızını veya yönünü değiştirebiliriz.
 d)Kuvvet kullanarak cismin şeklini değiştirebiliriz.
 16.Kuvvet ile hareket arasında nasıl bir ilişki vardır?
 a) Duran bir cisim hareket ettirilebilir.
 b) Hareket eden bir cismi durdurabiliriz.
 c) cismin hareketini hızlandırıp veya azaltabiliriz.
 d) Cismin hareket yönünü değiştirebiliriz.
 e) Hareket eden bir cismi durdurabilmemiz için cismin hareket yönünün tersi bir yönde bir kuvvet uygulayabiliriz.
 17.Dinamometre neye denir?
 Dinamometre ile kuvvet ölçülür.Cisimlerin esneklik özelliğinden yararlanılarak dinamometreler yapılmıştır.Yaylı el kantarı dinamometrelere bir örnektir.
 18.Esnek cisimler neye denir?
 Üzerinde bir ağırlık (kuvvet ) uygulandığında şekli değişen ve kuvvet kaldırıldığında tekrar eski haline dönen cisimlere esnek cisimler denir.
 19.Yer çekiminin bir kuvveti var mıdır?
 Yukarıdan düşen cisimleri gözlemişizdir.Bu düşmeler,cisme etki eden bir kuvvet sayesinde olur.Bu kuvvete yer çekimi kuvveti denir.
 Eğer yerin merkezi,cisme ne kadar çekim gücü uyguluyorsa,cisim de o kadar ağırlıkta gelir.
 20.Ağırlık nedir?
 Aynı yerde kütleleri farklı olan cisimlere etki eden yer çekimi kuvvetide farklıdır.Yer çekimi de bir kuvvettir.Bir cisme etki eden yer çekimi kuvvetinin büyüklüğüne o cismin ağırlığı denir.
 Örneğin:Dünya’da 30 kg gelen bir çocuk,Ay’a gitse Yaklaşık 5 kg gelecektir.Çünkü Ay’ın yer çekimi kuvveti Dünya’mızın yaklaşık 1/6 ‘i kadardır.
 21.Hız ne demektir?
 Bir zaman birimi içerisinde alınan yola hız denir.150km uzaklığında olan bir yola bir otobüs ile bir tren yol alıyor ve bu yolu tren 2 saatte, otobüs 1 saatte alıyorsa otobüs trenden daha hızlıdır denir.

• El arabasının hareket etmesinin nedeni, arabaya uygulanan itme kuvvetidir.
 • Yukarıya doğru atılan topun yükselmesinin nedeni, topa uygulanan itme kuvvetidir.
 • Yukarıya atılan cisimlerin tekrar yere düşmesinin nedeni yer çekimi kuvvetidir.
 • Kapıları açıp, kapatmak için itme ve çekme kuvveti uygularız.
 • Kuvvet etkisiyle oluşan hareketler şunlardır:Dönme, sallanma, hızlanma, yavaşlama ve yön değiştirmedir.
 • Kuvvet etkisiyle şekil değişikliği oluşturulabilir.Örneğin; bükme, sıkma, germe ve vurma gibi.
 • Kuvvet uyguladığımızda her cismi hareket ettiremeyebiliriz.
 • Kuvvet uygulayarak her cismin şeklini de değiştiremeyebiliriz.
 • Cisimlere kuvvet uygulandığında cisimler hareket eder, hareketli ise durur, şekli değişebilir, bazen de hareket ettiremeyiz. Eğer cisimlere uygulanan kuvvet bedenimiz veya başka bir cisim temasından kaynaklanıyorsa, buna fiziksel temas gerektiren kuvvetler denir.
 Temas Gerektiren Kuvvetler:
 1. Bizim sandalyeyi hareket ettirmemiz.
 2. Topa vurmamız ya da durdurmamız
 3. Saçımızı taramak
 4. rüzgarın cisimleri hareket ettirmesi
 5. Duvarda delik açmak için uygulanan kuvvet gibi…
 Temas Gerektirmeyen Kuvvetler:
 1. Kazağımızı çıkardığımızda saçımızı etkileyen kuvvet
 2. Saçımıza sürdüğümüz tarağın küçük kağıt parçalarını çekmesi.
 3. Mıknatısın demir, kobalt ve nikeli çekmesi.
 4. Çıtıdan kiremitin düşmesi gibi….
 • Yünlü kumaşa sürttüğümüz tarağı çok az açılmış bir musluktan akan suya yaklaştırdığımızda suyu çeken kuvvet temas gerektirmeyen kuvvettir.